Akyazı Nostalji yazıları -34-

Yazımıza başlarken biraz 60’lı yıllardaki eski Gazi S.Paşa Caminin önündeki meydandan bahsedelim:Bu meydanın ortasında büyük bir çınar ağacı vardı. Çarşamba günleri burada sergi kurulurdu. Biz de yemişçilik yaparken burada karpuz kavun satardık.Çınar ağacının altında sepetli motorlar olurdu.Daha henüz Murat 124 taksilerin olmadığı zamanlarda akşamları köylere motorlarla yolcu taşırlardı. Motorcular Minco lakaplı Kemâl ve Kenan Argın kardeşler ve Cillo Ziyaattin’in babası motorcu Rasim Göktepe’ydi..Birde orman işletmesinde çalışan Fehmi Ulucan’ın Amerikan arabası vardı. O da geceleri arabasıyla yolcu taşırdı.

          Evet, bu meydandan kısa bir bahsettikten sonra belediye dükkanlarına ve esnaflarına bir bakalım kimler varmış. İlk olarak eski yıkılan caminin karşısında aynı zamanda sokak komşumuz olan Mustafa Filiz’in kahvesi vardı. Mustafa Abi, camide müezzinlik de yapardı. Komşumuz demiştik ya Mustafa Abinin Mücahit, Hidayet, Cavit adında üç oğlu ile ayrıca iki de kızı vardı.Sonra dini kitaplar, takke, tespih, cübbe gibi ürünler satan Berbat Süleyman Akçan’ı görüyoruz. Süleyman Abi, sıkı bir milli görüşçüydü.Yıllarca Milli Selamet Partisi ve Erbakan Hoca’nın peşinden koşmuştu. Yanında Akyazı’nın en eski berberlerinden Orhan Savaş’ın berber dükkânı vardı. Orhan Savaş, her zaman neşeli,güler yüzlü şakacı bir esnaftı. Fakat nedense komşusu Berbat Süleyman’la pek geçinemezlerdi. Sık sık kavga eder mahkemelik olurlardı.

         Orhan Savaş’tan bahsetmişken bende derin bir iz bırakan olayı anlatmadan geçemeyeceğim.Orhan Savaş’ın Burhan adında astsubay bir kardeşi vardı. Bir gün mal paylaşımı yüzünden kardeşi Burhan’la postanenin karşısındaki eski evlerinde tartışmaya başlamışlardı. Tartışma gittikçe şiddetlenmiş, bunun üzerine cinnet geçiren Orhan Abi, tabancasını çekerek kardeşini ve annesini vurmuştu. Onların öldüğünü düşünen Orhan Abi, olay yerinden kaçarak eski pazar yerinde evi olan Muammer dayımın evine sığınmıştı. O gece sabaha kadar intihar edeceğini söylüyordu. Dayım ne kadar ikna edip vazgeçirmeye çalıştıysa da sabah ezanı okunurken abdest almış ve  aynı tabancayla kafasına sıkarak hayatına son vermişti. Fakat annesi ile kardeşi ölmemişti.Sabah olay yerine geldiğimde manzara içler acısıydı. İşte bu olay beni derinden etkilediği için paylaşayım dedim..

          Evet, devam ediyoruz. Orhan Savaş’ın yanında yine sokak komşumuz olan sucu,fenni kaynakçı ve eski bir sobacı olan Kadir Balta vardı. Yanında Kuyumcu Fazlı’nın babası Terzi Rasim Özdemir vardı. Yanında Radyocu Recep Yıldız,onun  yanında da Eczacı İbrahim Demirtaş’ın babası Mehmet Demirtaş’ın nakliye yazıhanesi vardı..Damperli kamyonlarıyla inşaatlara malzeme çekerlerdi. Onun yanında da Keresteci İlyas Kurt’un yazıha- nesi vardı..

         Devam ediyoruz.Aynı sırada Ayakkabıcı Genca Özdemir’in ayakkabı boya ve tamir salonu vardı. Şimdi kuyumculuk yapan Yılmaz Özdemir babası ile beraber çalışırdı.Genca Özdemir, daha sonra dükkanı Ali Dertli’ ye o da kardeşi Dallas Ahmet’e devretmişti..

         Yavaş yavaş dükkanların sonuna doğru geliyoruz.Boya salonunun yanında dönemin iyi terzilerinden Alaattin Baykal’ın terzi dükkânı vardı.Alaattin Baykal, daha sonra dükkanı Ekrem Benli’ye devretmişti. Geldik en baştaki dükkana: Bu dükkânda da Recep Türkyılmaz şeritçilik ve anahtarcılık yapardı. Sonradan bu dükkanı Zeki Hoca ( Yazıcı ) tutup plak dükkanı yapmıştı. Evet, bu dükkanla belediye dükkanlarını bitirmiş olduk...

         Belediye dükkânlarından sonra devam edip eski Derici Sabahattin Sezer’in binasına gelelim. Bina üç katlıydı,o yıllarda öyle üç katlı bina pek fazla yoktu.Biraz Sabahattin Sezer’i tanıyalım: Sabahattin Abinin İznik’ten geldiği söylenir. Akyazı’ya geldiğinde Akyazı’nın sayılı ve zengin ailelerinden ( Yumuk ) Hüseyin Madanoğlu’nun kızı ile evlenir. Erol ve Vural adlarında iki oğlu ve bir kızı olur. Büyük oğlu Erol,otobüs yazıhanelerinde çalışır öbür oğlu Vural da diş hekimidir. Sabahattin Abi; büyükle büyük, küçükle küçük olurdu Benden hayli büyük olmasına rağmen çarşı içindeki manav dükkânıma gelip benimle sohbet ederdi..Sabahattin Sezer’in 70’li yıllarda yapımına başlanan G.S.Paşa Camisine de kamyonla demir ve çimento yardımında bulunduğunu biliyoruz. Başta dericilik yaptığını söylemiştik. Evet, uzun yıllar binasının altında dericilik yapmıştır. Dericiliği o bıraktıktan sonra biz başlamıştık.Dericiliğin bütün inceliklerini bize o  öğretmiştir. Sabahattin Abinin hanımı Mukadder Teyze çok hayırsever birisidir.Her bayram fakirlere elbiselik kumaş ve hediyeler dağıtırdı. Hatta Madanoğlu Okulunun arsasını da o bağışlamış ve  okula da evlenmeden önceki Madanoğlu soyadını vermişlerdi. O yıllarda binasının altında kendi yazıhanesinden başka Fişekçi İsmail’in tuhafiyeci dükkanı, Terzi Hamdi’nin dükkânı ve köşede eski Başkomiser Halil Bey’in çanta ve valiz dükkânı vardı..

     Şimdi bir de karşı sıraya bir bakalım: O yıllarda Akyazı’da sadece iki fotoğrafçı görüyoruz. İlki Nazım ve Ahmet Boztepe kardeşlerin Foto Lale adındaki iş yeriydi. İkinci kattaydı.Babaları Rıfat Boztepe ise aşağıda kapı önünde körüklü makinesiyle dakikalık resim çekerdi. Çocukları ise yukarıda vesikalık ve diğer resimleri çekerlerdi. Tabii o yıllar resimler genellikle siyah beyaz çekilirdi..

     İki fotoğrafçı demiştik. Foto Lale’den sonra yine Akyazı’nın ilk fotoğrafçılarından Foto Ferit’in babası İsmail Özdemir vardı. İsmail Amca, çocukları İbrahim,Fethi,ve Feritle  beraber çalışırdı. İsmail Amca aynı zamanda anne tarafından da akrabamız olurdu...Ferit Özdemir daha sonra derici Sabahattin’in binasının altına geçip Foto Ferit olarak Akyazı’ya damgasını vurmuştu..Fakat Ferit’in genç yaşta vefatından sonra yanında çalışan Ayhan Yılmaz kardeşi ile beraber dükkanı devralıp Foto Ferit efsanesini başarı ile devam ettiriyorlar..

       Buradan Yağcılar Caddesine dönerek buraya da bir göz atalım. Tabii o yıllarda Yağcılar Caddesinde pek fazla esnaf yoktur. Köşede çantacı Halil Bey var demiştik. Halil Bey’den sonra Yağcılar Caddesine dönünce ilk olarak geçen bakkallar esnaflarımızda yazdığımız Tahsin Toprak vardı. Onun yanında Taraklı’dan ayakkabıcı Mehmet Diril vardı.O zamanlar pek hazır ayakkabı satılmadığından ısmarlama ayakkabılar yapılırdı.Ayağının ölçüsünü bir kartona çizerler ona göre ayakkabı yaparlardı. Onun yanında ilk camcılardan Adem Hacim vardı. Sonra yine Akyazı’nın ilk ve en eski helvacılarından Vehbi Ceviz’i görüyoruz. Vehbi Amca, o yıllarda en zor ve ilkel şartlarda en güzel tahin helvasını yapardı. Hatta iki seferde imalathanesinde yangın çıkmıştı.Aynı helva kalitesini bozmadan Nermi ve Nami adında iki oğlu aynı yerde bu işi devam ettiriyorlar. Yanlarında eski bakırcılardan Yusuf Aksakal vardı.Oğlu Haşim ile beraber çalışırdı.Bu binaların yerine sonradan Vehbi Ceviz ve Mehmet Özmert yeni bina  yapmışlardı. Mehmet Özmert, binasının altında nalbur dükkanı açmış oğulları Arif ve İrfan’la beraber çalışmışlardı. Bakırcı Yusuf Bakır’ın yanında yine eski zahirecilerden İsmail Selçuk vardı. Ondan sonra da geçen bakkal esnaflarını anlatırken sözünü ettiğimiz Hüsnü İnci vardı.

       Son olarak geldik Yağcılar Sokağının sevilen en eski esnaflarından Cemil Şen’in kireççi dükkânına.Cemil Abi, Akyazı’nın ilk kireç satan esnaflarından birisi diyebilirim.İki oğlu Cemal ve Canip yanında çalışırdı.Cemal Şen, beyin  kanaması sonucu genç yaşta vefat etmişti. Öbür oğlu Canip de benim okul arkadaşımdı ve albaylıktan emekli olmuştu. Evet, Cemil abiyle de 34. yazımızın sonuna gelmiş olduk..

   Bu yazıda ismi geçip rahmetli olanlara Rabbim rahmetiyle muamele etsin inşallah! Bu yazıda değerli katkıları olan Yaşar Karaaslan’a teşekkür ediyorum. Kalın sağlıcakla!

- Akyazi.net , Yaşam bölümünde yayınlandı
https://www.akyazi.net/haber/9253818/akyazi-nostalji-yazilari-34