Akyazı nostalji yazıları -23-

Görünce ben de bu yazıda bir katkıda bulunmak için 60’lı yılların otobüslerini ve o yılların yapılan yolculuklarını iki bölüm halinde hazırladım.İlkini şimdi, ikincisini de ileri bir tarihte okuyacaksınız.

      İlk olarak 60’lı yıllarda Akyazı- İstanbul  arası çalışan otobüslerden ve şoförlerinden bahsederek yazıya başlayalım. İlk otobüsçülerden “Kopayruk”un otobüsü vardı.Şoförlüğünü Kürt Esat yapardı.Sonra Hacı Ziya ÖZDEMİR’in Man Otobüsleri vardı..Onların da şoförlüğünü Vefa GÜVENMAN, Ali ŞİMŞİR, Enişte Sabri, Coşkun TURAN yapardı.Şimdi ben buraya sembolik olarak bir iki tane yazdım.Tabii ki çok daha fazla otobüs ve şoför vardı.Sizler de bildiklerinizi ekleyebilirsiniz. Zaten “ Sakarya Akyazılıyım” moderatörlerinden Yusuf ÖZTÜRK ve Hayko kardeşimiz her gün başarılı bir şekilde şoför esnaflarımızı ve otobüsleri tanıtıyor.

    Yukarıda "Kopayruk" olarak söz ettiğimiz amcamızla şoförleri tanıtmaya başlayalım. “Kopayruk" amcanın adı Mehmet ÖZTUNÇ’tur."Kopayruk” lakabı --eskiler bilir- şuradan gelmektedir.:Otobüsleri doldurunca kalkıyoruz ,hareket ediyoruz kopuyoruz manasına Karadeniz şivesiyle kopuyoruz kelimesini " kopayruk " olarak söylediği için bu lakabı ile tanınmış ve benimsenmiştir.

     Hatırlarlar mısınız bilmem 60’lı yıllarda Akyazı'dan İstanbul’a gittiğimizde İstanbul yakınlarında küçük bir tünelden geçtiğimizde İstanbul’a geldiğimizi anlar Kadıköy’de inerdik.Bir zamanlar firmalar müşteri aramıyor, yer lütfediyorlardı. Mazot ucuz, müşteri boldu. Arabalar dolu gider dolu dönerdi.Aylarca kontak kapatmazlardı. Eskiden şehirler arası çalışan otobüslerin önemli bir kısmı Hacca da giderdi.Garaj kapılarına kaptıkaçtıcılar dayanır, yolcu taşırlardı.60’lı yıllarda otobüsler Sirkeci'nin dar sokaklarında basarlardı marşa. Bir iki firma da Laleli' den yolcu alırdı. Sonra sahile iner, arabalı vapur sırasına girer beklerlerdi sabırla. Köprü mü derseniz o daha sonra, 70 li yıllarda… Henüz Harem' de terminal filan yoktu. Anadolu yakasının yolcuları Kadıköy Meydanında, hemen sebze halinin arkasında toplanırlardı. Hoş,o günlerde kaç firma vardı ki ? Ulusoy,Kâmil Koç ,Güzel İzmir,İnanöz, Özen ,Sağlam,Fındıklı Toros... Daha sonraları güreşçilerin firmaları türedi:Dağıstanlı, Atan Kardeşler,Gazanfer Bilge,Gülhan,Şampiyon Hersekli...Çocukluk bu ya, Gülhan-Gazanfer çekişmesi hoşumuza giderdi. Kâhyalar karşılıklı atışır, icabında ücret düşürürlerdi. Hatta bir ara Gülhan ve Atan Kardeşler Adapazarı-İstanbul arasını beş liraya kadar düşürmüşlerdi. Eli valizliyi görmesinler anında koluna girer,biletini keserlerdi.

      Bizim çocukluğumuzda yolcular ne bileyim sanki daha bir garipti. Artık eskimesin diye mi bilmem çoraplarını yıkamazlardı. Ama sıcak ve rutubet artınca koku dışarı taşardı. Muavinler sık sık "Pabucumuzu çıkarmayalım abiler!" diye ikazda bulunurlardı. Sıcaklık artınca istesin istemesin herkesi kolonya ile yıkarlardı. Garip huylar edinmiştik.yola çıkarken mutlaka gazete  hatta Teksas ve Tommiks gibi dergiler alırdık. Kabak çekirdeği ve ayçiçeği tedarik eder,baş ağrısına mide bulantısına keskin nane bulundururduk. Kadınlar sarma, dolma ,kol böreği yapar; patates yumurta haşlarlardı. Hele biri salatalık ve mandalina soymayagörsün, bütün otobüs mis gibi kokardı.

     Burunlu otobüsler ekseri kamyondan bozmaydı. Kalorifer ve havalandırma olmazdı. Hatta pencere aralarından  rüzgâr alır,kışın camlar buz tutardı.Çocuklu kadınlar tedarikliydi, yanlarında   battaniye taşırlardı. Dizini örtmeyenlerin romatizmaları azardı.Tiryaki olsun olmasın sırtı koltuğa değen mutlaka sigara yakardı. Sanki çok marifetmiş gibi yolcu sigara içsin diye her koltuğun arkasında küllük vardı. Öyle ya üstün başın izmarit kokmadan sonra yolculuk yaptığın nerden belli olacaktı.? Bütün bunlara rağmen otobüsleri severdik. Büyüklerimize “Doktor, mühendis olacağız.” derdik ama gönlümüzde otobüs şoförlüğü yatardı.

 Yolcu mu bekliyordum yoksa uğurluyor muydum bilemiyeceğim,bir gün firmanın biri gıcır gıcır bir Magirus’u yazıhanenin önüne çekti.Diğerleri de geldiler : "Hayırlı olsun! " dediler. Arabayı hayran hayran inceleyip            " Maşallah!" çektiler. Magirus’lar albenili renkleri, sessiz kabinleri,beyaz direksiyonları ve ayağa takılmayan motorlarıyla gönülleri fethetti. Sesleri de heyecan vericiydi. Hava soğutmalı olduğu için sürekli  dönen ve boşa düştükçe vınlayan türbinleri uzay gemisini andırırdı. O çift egzozdan çıkan çılgın patırtı, hakikaten kan kaynatıcıydı..

   Günler geçince  Magirus’lar da popülerliğini kaybetti. Bir dönem Otomarsan'ın ürettiği 302 Mercedesler yollara ipotek koydu. Süratli, yakışıklı ve o devir ölçülerinde -tekerlek üstü hariç- çok rahattı. Hepsi bir yana masrafsız ve sağlam otobüslerdi.70’li yılların başında Magirus " Havalı Apollo "modeli  ile parlak geçmişine dönmek istedi.Apollo’lar gerçekten havalıydı. Hem göz okşayan bir dizaynları vardı hem de yolcuya saygılıydılar..Bacak kadar çocuk binse eğilir,yerlere kapanırdı. Ancak arabaya yumuşaklık kazandıran hava yastıkları Anadolu yollarında sıkça patladı. Tadı tuzu kalmadı. O zamanlar işlek yollara “şose” derlerdi. Önce taş toprak yayılır,ezilir stabilize edilir; üstüne zift serilir, çakıl serpilirdi. Yazın zift erir, akar; kışın delinir, donar. Çukurlarda daima su olur, güm güm düştükçe iki yana sıçrar.

    Bir ara MAN  " Sessiz Dünya " diye bir seri çıkardı; ancak  302’lerin saltanatını pek sallayamadı.Otobüsler perondan dolu kalkardı. Kontrol noktalarını geçince araya adam alır, tabure dağıtırlardı. Otobüsçülüğün altın yıllarında muavinler şoför,şoförler mal sahibi oldu. Bir arabası olan ikinciyi aldı. İki arabası olan firma kurdu. Ünlü otobüs firmalarının" Öz "leri," Es " leri ",As"ları,”En Hakiki”leri çıktı. Yeniler de sektöre hız kattı.        Şişe suyu verdiler, kolonya ve şeker tuttular.Hatta koltuk sayısını azaltıp araları açtılar ve arka cama “Tek Rakibimiz  Havayolları”  yazdılar.

    Kaptanlar saçlarını limonla tarar, dişlerini altın kaplatırlardı.Tiril tiril laci takımlar ve apoletli gömlekler giyer, yumurta topuk ayakkabı alırlardı. Ayakkabıların ökçelerine basmak mecburiydi. Eğilip de çek çek kullanmak delikanlıyı bozardı. Mürettebat, Kent yada  Palmall içer; Mercedes armalı şövalye yüzük takardı.  Bu yüzükler,altın görünümlü bakırdı. Kavgada muşta gibi kullanılırdı. O yıllarda aynaya CD asılmaz, tampona “Canısı” yazılmazdı ama otobüslerde çiğ yeşil ve cart  kırmızıdan örülmüş bir karpuz olmadan olmazdı. “Fırıldak yap, para kap” sektörü iyi çalışırdı. Birileri, yürüdükçe sallanan eller yapmış ve yok satmışlardı.            O yıllarda size “İleride tayyareler otobüs fiyatına yolcu taşıyacak, her vilayete hava meydanı açılacak.” deseler hanginiz inanırdı?

  Evet, bu yazımızın da sonuna geldik çok şükür. Yukarıda ismi geçip rahmetli olanlara da  Rabbim rahmetiyle muamele etsin inşallah! KALIN SAĞLICAKLA!...

- Akyazi.net , Yaşam bölümünde yayınlandı
https://www.akyazi.net/haber/7787446/akyazi-nostalji-yazilari-23