Yeniden merhaba

Üç ayı aşkın bir zaman diliminin ardından, yine aynı köşeden sizlere seslenebilmek, içerisinde yaşadığımız hayatın ve üzerinde yaşadığımız coğrafyanın gerçeklerini, kendi penceremizden görebildiğimiz kadarıyla sizlerle paylaşabilmek, farklı bir haz ve heyecan kaynağı olacak benim için. Malumunuz olduğu üzere; 7 Haziran 20015 tarihinde yapılacak olan Milletvekili Genel Seçimlerine yönelik olarak başlayan aday adaylığı süreciyle birlikte, gazetemizde haftalık olarak yazdığım köşe yazılarıma ara vermiştim. Belki birçokları için anlamsız gelebilir ama biz, bu köşeyi diğer siyasi rakiplerimize karşı bir avantaj olarak kullanmayı etik bulmadığımız için ara vermiştik yazılarımıza. Yapılan seçimler sonrasında; Allah’ın taktiri ve saygıdeğer halkımızın da teveccühüyle, büyük bir onur olarak kabul ettiğim Sakarya Milletvekili olarak TBMM de aziz milletimizi temsil etme görevini üstlenmiş olduk.
Bundan sonraki süreçte, bir yandan vekiliniz olarak üstlendiğimiz mukaddes vazifenin gereklerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırken, diğer yandan da yine bu köşede zamanın ve imkânların el verdiği ölçüde sizlerle dertleşmeye, hemhal olmaya ve doğruluğuna inandığımız tespit ve değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim. Umarım hayırlara vesile oluruz.
Ülke gündeminin fazlasıyla yoğun olduğu hepimizin malumu. Gündemi işgal eden bütün konulara da bir köşe yazısında ayrı ayrı yer verebilmek elbette mümkün değil. Bir yandan diken üzerinde oturmamıza sebep olan güneyde Suriye sınırımızda yaşanan gelişmeler, diğer yandan Ankara’da genel seçimler sonrasında oluşan tablo ve beraberinde gelişen süreç ve bu sürece yönelik beklentiler. Geride kalan TBMM Başkanlığı seçimi ve bu haftadan itibaren başlayacak olan hükümet kurma çalışmaları. Her biri biliyorum ki sizler için ayrı bir merak konusu ve ortaya çıkacak sonuçları açısından büyük önem taşıyor. İnanıyorum ki; bu hafta ve önümüzdeki hafta içerisinde TBMM de yaşanacak olan bir takım gelişmeler ve atılacak olan bazı adımlar sonrasında, çok daha net bir tablo ortaya çıkacaktır. Değişik mihraklarca kamuoyuna pompalanmaya çalışılan çok yönlü olumsuz algı operasyonlarının, dozaj arttırarak devam edeceği muhakkaktır. Ancak, toplum olarak bu algı operasyonlarına çok fazla pirim vermememiz ve etkisi altında kalmamamız gerektiğini düşünüyorum. Zira, bu algı operasyonları üzerinden hesap yapanların hesaplarını, ancak bu şekilde boşa çıkartabiliriz.
Bu hengâme arasında gözden kaçtığını veya bir şekilde gözden kaçırıldığını düşündüğüm bir konuya kısaca işaret ederek sözü bağlamak istiyorum. Yaklaşık üç haftadan bu yana bölgemizde görülen yoğun yağışlarla birlikte, adeta bir felaket bölgesine döndük. Özellikle seçim kampanyamız boyunca defaten eleştirdiğimiz Büyükşehir yasasıyla birlikte tüzel kişiliklerinden arındırılan ve bir anlamda devlet himayesinden çıkartılıp, mahalle yapılarak Belediye Başkanlarının insafına terk edilen köylerimizde yaşayan insanlarımız, her gök gürlemesiyle birlikte adeta bir korku filmi izlercesine ürpermektedirler. Özellikle ekili tarım alanlarında meydana gelen büyük maddi kayıp ve hasarın yanı sıra, üzücü bir can kaybına rağmen yine de yöreyi gezdikten sonra çok ucuz atlatıldığını düşündüğüm Aşağıdereköy mahallesinde gördüğüm manzara, beni fazlasıyla korkuttu. Benzeri konumdaki, dere ve akarsu yataklarında yer alan birçok mahallenin aynı akıbeti yaşaması adeta kaçınılmaz gibidir.
Esas itibariyle iki yıldan bu yana iklim değişikliklerine yönelik bilimsel araştırma verilerine göre yöremizde yaşanan bu yağış fazlalığı çok da sürpriz değildi. İlgili kurum ve kuruluşlarca yaşanan bu sıkıntıların öngörülerek, gerekli tedbirlerin alınabileceğini düşünüyoruz. En azından Dereköyde yaşanan sel felaketinin, dere yatağının dolu olmasından ve dere yatağı üzerinde bulunan köprü ve geçitlerin çok dar olması sebebiyle dere yatağının kapanmasından kaynaklandığını gördük ve biliyoruz. Gezip gördüğümüz birçok dere ve akarsu yataklarında yerleşik olan eski köy, yeni mahallelerde de durum buradakinden farklı değildir.
Yapılması gereken; felaket yaşandıktan sonra, birkaç kepçe ve greyder gönderip ortalığı temizleyerek, geride kalan ihmal ve ayıpları örtmek değildir. Lokal çözüm arayışları yerine bir an önce kalıcı tedbirlerin alınması, yöredeki dere ve akarsu yataklarının ıslahı noktasında ciddi adımların atılması gerektiğini düşünüyorum. Bazı siyasi ve bürokrat kişiliklere atfen kulağıma çalınan “Devlet ne yapsın, Belediye ne yapsın canım? Vatandaş doldurmuş dere yatağını. Her şey de devletten beklenmez ki…” şeklindeki bir takım beyanlara, inanmak dahi istemiyorum.
Çünkü devlet; vatandaşını, onun kendi hata, kusur ve ihmallerinden dahi koruyarak, yaşatmak zorundadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zihni Açba - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.