AKYAZI NOSTALJİ YAZILARI -93- “HABERLEŞME”

 Hani bizim bir zamanlar PTT’miz vardı di mi? Posta-Telgraf-Telefon. Gerçi satıldı, şimdi ne posta kaldı ne telgraf,ne telefon.Bir yerleri aramak için postaneye gider,arayacağımız yeri yazdırır ve saatlerce beklerdik. Beklerken hafiften uyuklardık.Peşinden görevlinin azarlayan bir ses tonuyla:" İstanbul neredesin bak iptal edeceğim ama!"cümlesi gelirdi.

Birisi dürter,uyanırsın:- Koş abi, sağdan üçüncü oda! Koşturur, gözünü ovuşturursun; telefonu alır, konuşmaya çalışırsın.Fakat ne mümkün?  Karışan sesler,çınlamalar,yankılar,uğultular…Bir mana çıkarırsan,git sadaka dağıt fukaraya...

         Eski zamanlarda haberleşme nasıl olurdu? Hani dizilerde,çizgi filmlerde görürdük, böyle dumanlar, güvercin ayağına bağlanan mektuplar…Ulaklarla haber ulaştırırlar düşman ordusu nerede; kaçı süvari,kaçı piyade?

         Derken efendim mektup devri başlar. Şimdi mektup deyip geçmeyin sakın! Mektup yazmanın

bile eğitimini verdiler bize ilkokulda. Mektubun bile usulü erkânı vardır.Evvela selam, bade kelam. İlk satırda ananın babanın eli ufakların gözü öpülür ve sonra soru faslı başlar.Yok şu nasıl yok bu nasıl o ne ediyor, bu ne diyor? Sonunda girersin mevzuya. Askersen " Param bitti, acele gönderin bana!" Sonra tekrar sar başa:  hürmet, minnet, saygı, dua…

        Acelen varsa "Tayyare ile" yazarsın zarfa.Yine ikna olmazlar. "By Air mail" bandını yapıştıracaklar alnına.

Mektup kolay bir yoldur, yazarsın;atarsın kutuya. Bunlar tasnif edilir,mühürlenir.Sonra  ya vapura ya da otobüslere bilumum tekerlekli vasıtalara verilir, gönderilir gideceği yerlere.Torbalar vardığı yerdeki merkezlerde açılır, zarflar mahalle mahalle ayrılır, dağıtıcılar çubuk frenli balon tekerlekli Bisanlarına atlarlar,biterler kapıda:

-Hadi gözün aydın abla! Abla meşin çantasını açar: " Ya şurada bir yerlerde olacaktı ama !" Bu hadi  demektir  bahşiş vereceksen ver oyalama!

      Daha sonraları telgraf girer hayatımıza.Hani PTT’nin ikinci harfi.Telgraf aslında çok kısa ve pratik bir metot- tur.Meramını kısa cümlelerle anlatacaksın. Bu işin edebiyatı olmaz,telgrafın her kelimesi para.Maniple (telgraf aygıtı ) başındaki eleman çala parmak tıkırdar.Bazıları sakardır." Alâiye" yerine  "Alanya" yazar, iş açar başınıza.    Telefon yaygınlaşınca telgrafın havası kalmaz.Sadece merasimlerde telgrafla dilek temenni sunulur vatandaşa..

Genellike ilin vekilini veya siyasi liderini çağırdıysanız telgraf girer devreye.Evvelden postacıların Jawa motorları vardı. Ön çamurluğunda sarı renkte PTT yazardı. Postacı motoru stop eder,kalabalığı yara yara kürsüye gelir.Telgrafı görevliye uzatır. Görevli açar okur:                                                                                                                          " Yurt dışında olduğumdan ya da başka bir çalışmada olduğumdan toplantımıza katılamadım . Özellikle tebriklerimi sunar…”  Bunları protokol müdürleri yazıp yollasa da karizma kazandırır insana.Başvekilin tebriği okunmuş ne istersin daha?

       O zamanlar her evde telefon olmazdı ya komşuya yaslanırsın ya da ücreti mukabilinde yanaşırsın bakkala. Ankesörlüler oburdur, jeton yutmaya doymaz.Geri ver dersin duymaz.Kızar yumruklarsın ama bir şey çıkmaz.

Sonra makam otomobilleri telefonlanır.Düşün manda kasa Mercedes, tabii ki de siyah.Tuşları yeşil yeşil yanar telefonun. Sen Clinton’u, Kissenger’i  filan aradığını zannedersin ama aslında telefonla  bakkala sipariş vermektedir.

        Bir ara millet telsize sarar.Taksiler,kaptıkaçtılar antenle donanırlar." Brek brek" diye çığırır, cızırtıdan keyif alırlar.Bazen harbiden işe yarar.Minibüsçü kardeşimiz sosyal sorumluluğunun gereğini yapar:  " Arkadaşlar alt yolda çevirme var, üst yoldan gidin! " Tabi polisten evvel mafya telsiz alır.Erketeye yatar:                                      -Aynasızlar geliyor,saklan !

Casus filmlerinde seyredersiniz: Esas oğlan saatine basar konuşur.Hele şu teknolojiye bak!Bizde telsiz kesinkez yasaktır rejim açısından.1984 yılına kadar telsiz almak,satmak " zinhar ve asla "yasaktır.Telsiz karizmatik alettir.

Düşün, kahveye " Atmış üç merkez!" diye yırtınan bir cihazla girmişsin, arkada lülülü sesleri falan. Herkes ayağa kalkar  ve " Buyur Amirim!" derler sana .Ne hava ama!

       Sonra efendim çağrı cihazları çıktı. Bir bip sesi, teyzem açar:

" Ana ben geç geleceğim meraklanma!"                                                                                                                                     Çocuk haber verdi mi, verdi. Git yat o zaman! Ne oyalanıyorsun camda?

          Sonra mobil telefon (cep telefonu) çıkar.Sözü edilen ilk cep  telefonları nerdeyse bir kilo ağırlığında.

Rakamlar hariç iki tuşludur.Yes, no o kadar.Yazılı mesaj alamaz, atamaz. Değnek gibi bir anteni vardır. Okkalıdır, iyi ceviz kırar icabında.

         Daha sonraları bu gün kullandığımız cep telefonları  piyasaya arzı endam ettiler Eskiler bilir,bundan tam otuz yıl evvel Başvekil Tansu Çiller, Baba'yı cepten arar. Diyeceksiniz ki ne  var yani bunda? Baba, telefonla konuştuktan sonra telefonu eline alıp başlar kameralar önünde telefonu anlatmaya:  Şöyle güzel,böyle güzel; artık telefonlarımız dinlenmeyecek falan derken gaza gelip koşarız mağazalara.Tabi ilk olduğu için tuşlu telefonlar dolarla başlar satışa.İlk telefonlar çok pahalıdır.300-500 dolar arasında sürülür piyasaya.Kampanya, kampanya,

Kampanya almayanı döverler adeta.

        Uzatmayalım yıl 1996 ilk Nokia çıkar arenaya.Kıran kırana bir yarış kopar.Son düzlüğe girerken önde yine Nokia vardır.ensesinde Ericcsonla Motorola. Yan kulvarda Sony,Siemens,Panasonic,Alcatel ve diğerleri üç boy arkada.Ama bir bakarız ipi elma göğüslemiş,Samsung burun farkıyla.O devlet gibi güçlü firmalar savrulur havlu atar.Ve sektörün freni patlar, cebimize interneti,kamerası olan cihazlar koyar.Görüntülü arar,evrak yollar,alır satar, para transferi yapar.

        Bu kadarını kimse hayal etti mi acaba? Cep telefonu elektronik kelepçe gibidir.Kaçma saklanma gibi bir şansınız olmaz.Adamı tuvalette bile bulurlar. Bazen de can sıkar:                                                                                              -Ooo abi, akşam gömmüşün baklavaları hayrola! 

-Sen nerden biliyorsun ulen? Üstüme şerbet mi damlamış yoksa?

-Yok abi, senin kanka paylaşmış durumunda..

Sormak yok, izin almak yok, deli gibi çekerler, atarlar garip gruba.Bir yerlerde yemek yiyorsunuz.Biri telefonu garsona uzatır ,çek işareti yapar:

- Gülümseyin Arkadaşlar!

Haydaa! Kimlerle paylaşacak acaba? Bence pandemi maskesi takın, saklanın ; olmadı hızlı hızlı sallanın ki foto flu çıksın.İyi de lüzumsuzun biri video çekerse madara olursun." Ne yapıyor bu salak? " derler adama.

       Yeni nesil bir şeyler öğrenmek,üretmek, istemiyor. Onlara ana,baba,eş,kardeş de lazım değil,sadece ver telefonu oynasınlar. Bizler çocukken eve girmek istemezdik,bunlar evden çıkmak istemiyor.Robot gibi tutuk tutuk yürüyor ve donuk donuk bakıyorlar.Akibetimiz hayrola!...

        Yazımızın sonuna geldik.Hep güzel haberler alırsınız inşallah!  Bir dahaki yazımızda buluşmak üzere kalın sağlıcakla!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Özder - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.