Akyazı Nostalji yazıları -39-

Bu haftaki nostalji yazımızda mübarek Ramazan-ı Şerif ayına girdiğimiz için Ramazan ayından bahsedeceğiz inşallah! Yazımıza başlamadan önce Rabbim öncelikle sizlere ve tüm İslam alemine Ramazan-Şerif ayının hayırlı,uğurlu,ve bereketli geçmesini nasip etsin inşallah.

Yazımıza  Akyazı'mızın 60’lı yıllardaki fırınlardaki pide alma savaşlarından bahsederek  başlayalım.”Pide savaşları” diyorum çünkü iftar vakti özellikle çarşı içindeki profesörün fırınından pide almak için,bütün karate,güreş,boks gibi ağır sporları öğrenmek lazımdı.Hele zayıf ve çelimsiz iseniz hiç şansınız yok,arada ezilir kalırsınız.Çünkü o yıllarda daha sıraya ve kuyruğa girme gibi etkinlikler icat edilmemişti.Vatandaş pide alabilmek için fırının ön camına yüklenirdi.Arada ezilenler olurdu tabi.Pideyi almak bir dert, çıkmak ayrı bir dertti.Pidesini alan gayet mutlu bir şekilde elleri yana yana çıkar, evinin yolunu tutardı..Zaten o yıllarda Akyazı’da dört tane fırın vardı.Vatandaş genellikle Mehmet İşitez'in ( Profesör ) fırınını tercih ederdi.

      Şimdi bu fırının dış görünüşünden sonra bir de iç görünüşüne bakalım.Fırında pişirici olarak herkesin tanıdığı ve sevdiği Kürt Fehmi ( İstek ) vardı. Tezgahta da boş zamanlarında iğne yaptığı için Doktor lakaplı Hüseyin Koşan vardı. ( Aynı zamanda teyzemin kocası olur ) Bu Hüseyin Koşan; o kadar azar,hakaret,küfür işitirdi; fakat hiç kızmazdı ve yüzü hep gülerdi. Bir de eski belediye binasının önünde su deposu vardı.Tepesinde bir düdük öterdi.Biz canavar düdüğü derdik.Öttü mü iftarımızı açardık.Evet bu kısa anekdottan sonra yazımıza geçebiliriz.

                             RAMAZANDA İFTAR  ( İSRAF ) VAKTİ

     Bir dönemin TRT'si mübarek Ramazan-ı Şerif ayını direkler arası eğlencelerinden ibaretmiş gibi gösterir içini boşaltmaya çalışırdı israrla. Meddahlar, İbişler, Pişekârlar, " Yetişin a dostlar ben yanıyorum " sululukları,karta kaçmış kantocular , işveli şarkılar..Ne oruç  ne teravih ne itikaf, inziva. Sanırsın âleme akmışlar çoluğuyla, çocuğuyla. Cambaza bak cambaza!!  Ömrümüzü çaldılar kaşla göz arasında.İnsan akşam oldu mu evine köyüne gidip çoluk çocuğuyla sofra başında heyecan ile ezan okunmasını bekler ve ezan okundu mu sevinçle yemeğe başlanırdı.Yemekten sonra akşam namazı kılınır ve teravih için hazırlık yapılırdı.

      60’lı yıllarda böyle şimdiki gibi toplu iftarlar olmazdı..Şimdilerde olduğu gibi o yıllarda da lokantalar iftar zamanı açık olurdu.Lokantaların önüne ilave masalar çıkarılır, herkes ezandan önce yerini alır ve huşu içinde iftar vaktini beklerdi.

    O zamanlar lokantacılardan bazıları şunlardı.Çarşı içi Kooperatif Sokakta Ferruh Kökten’in Bahar Lokantası,  çarşı içinde eski Garanti Bankasının olduğu yerde Niyazi ve Arif Vardar kardeşlerin Yeşilyurt Aile Lokantası ve yine çarşı içinde Nihat ve Nadir Atacan’ın Kardeşler Lokantası vardı.Işte gerçek manada toplu iftarlar bunlardı. Herkes yediğini öder öyle fazla israf olmazdı.Oysa günümüzdeki bazı belediyelerin, vakıfların, cami ve hayır derneklerinin verdikleri zengin fakir herkesin çağrıldığı, tamamen hayır üzerine verilen toplu iftarlar hariç bazı özel şirketlerin, sanayicilerin sadece zenginlerin çağrıldığı reklam kokan toplu iftarlar var. Bir bakalım bu iftarlar nasıl olur: Şimdilerde bu tip iftarlar genellikle lüks ve beş yıldızlı otellerde olur. Televizyonlar gelir çekim yapar ve sonradan televizyonlarda yayınlanırdı. İftara doğru genellikle bir semazen gurubu sahne alır, ney üfleyip tambur, kanun tıngırdatırlar. İki yiğit çıkar meydana, dön baba dön, etekler havada.Bilmem aç karnına nasıl beceriyorlarsa artık? Ezan duyulacak değildir, bu yüzden davulcu dolandırılır, vaktin girdiği ilan edilir haziruna.. Bir uğultudur kopar, tabak, kaşık sesleri hakim olur mekâna. Ve resmi çekilesi şahıs kürsüye çıkar, yaptıkları işleri sıralar. Yok ben böyle yok ben şöyle…Hiç de çekilmez yani, karnı doyanın gözü bir an evvel çıkmakta. Güzelim yemeklerin ancak beşte biri yenir, el ayak çekilince garsonlar çöp poşetleriyle gelir tatlıları, zeytinyağ- lıları ve el değmemiş kahvaltılıkları çöpe atarlar. O canım pastırmalar,sele zeytinleri, hurmalar,İzmir tulumlar... Her toplu iftarda israf olur, istisnasız diyeceğim abarttığımı sanacaklar. “Şunlarla kaç Afrikalı doyardı.” muhabbetleri baydı artık.

     Eskiden çocuk yaşlarındayken büyüklerimiz bizleri ziyaret için İstanbul’a, Topkapı Sarayına , Sultanahmet’e, Eyüp Sultana götürür gezdirirlerdi. Sabah gidip gece dönerdik.Gerçi şimdi yok ama o zamanlar Eyüp Sultan Caminin bahçesi Eyüp Sultan Hazretlerine hiç yakışmayan çarşamba pazarına dönerdi...Değişik esnaflar ürünlerini satmaya çalışırdı :" Kur'an-ı Kerimde damping, yaklaş vatandaş! " ağzı hiç yakışmıyor ama! Hani bedelini utana sıkıla istiyor ancak  " hediyesi " diyorduk biz ona!Latin harfleri ile yazılmış Yasin-i Şerifler, üç renkli beş renkli mealler, sürümden kazanmak için hazırlanmış tuzaklar...Ehil olsun olmasın ilgi göstersin göstermesin din adına yazan yazana..Kokulu tesbihler resimli seccadeler ,yapma çiçekler, muşamba masa örtüleri, altını ıslatan çocuklar için filanca otu, basura , nasıra,  romatizmaya siyatiğe, böbrek taşına bilumum ilaçlar burada..Polar atkı, naylon şemsiye, zikromatik bir lira… Zayıflamak isteyenler saçı dökülenler buraya..Sırt kaşıyacağı alana limon sıkacağı bedava

     Koş vatandaş!..... Haydi efendi efendi satsalar ne âlâ!... İlla teyp, kolon ,çevir düğmeyi zemin zıngırdaya. Hani giyim mağazaları sert müzikle insanı ses manyağı yapar ya almayacağınızı da sokuştururlar arada..

                                   BİZE NE OLDU BÖYLE?

       Bilmem biz öyle gördük, Anadolu da hatırlı birinden selam getirildiğinde muhatabı ayağa kalkar, " ve aleykümselaaam " derken ceketini ilikler gözünü yumar. Sanırsın muhatabı karşısında. Salavat da böyle bir şey aslında. Salat ve selamlar yolluyorsun Habibullaha. Ve biz inanıyoruz ki efendimiz ( Sallallahü aleyhi ve sellem ) salavatlarımızdan haberdardır, tek tek mukabelede bulunur onlara..

      Gelelim ilahi kasetlerine.Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı server anılırken defler, dümbelekler çıldırıyor; zil,davul,gırnata hakeza…..Bilhassa  " Sallallahü ala Muhammed,Sallallahü aleyhi ve sellem " derken ritm hızlanıyor, volüm yükseliyor. Bakıyorum dinleyenlerde bir kıpırdama arzusu , gençlerin omuzları oynuyor , yaşlıların ayakları inip inip kalkıyor. Münasebetsizin biri  "Haydi eller havaya! " dese piste fırlayacaklar adeta.. Dini musiki olur mu olmaz mı ? Mukaddes lafızlar söylenirken çalgı çengi kullanılır mı kullanılmaz mı ? Meraklısı açsın sorsun diyanete.Ben namazımı huşû içinde kılmak,sureleri şaşırmadan okumak istiyorum. Sanırım hakkım var buna.Halid Bin Zeyd,( Radıyallahu Anh ) efendimizi yedi ay ağırlamış. Emir gereği  evin üst katında kalmış hanımı ile her saniyelerini tetikte geçirmiş çıt çıkarmamışlar.

        Ola ki Kadirdir deyip gelmiş gecenizi değerlendirmeye niyetlenmişsiniz.Teravihi takiben tefekküre dalacak ve  belki “Tevbe Yarabbi, tevbe Yarabbi” diyeceksiniz, bütün günahlarıma diyeceksiniz ve   tam elinizi açmış boynunuzu bükmüşsünüz, bir kanun ara taksimine giriyor ki aman Allah!  Ardından bir fasıl başlıyor ki nasıl anlatıla? Edep yahu! Bari burada yapmayın..Burası panayır olmuş baba; varsa zil, varsa darbuka…

             Tekrar herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum. Kalın sağlıcakla!...

 NOT: Mübarek Ramazan ayına girdiğimiz için yazılarımıza bir ay ara veriyoruz. Bayramdan sonra yeni yazılarımızda buluşmak üzere Allah’a emanet olun.

03 Nis 2022 - 01:32 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.

02

Cevdet K - Abi ağzına kalemine sağlık eskilere götürüyor bizi

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 13:13
01

S.Y. - Eski zamanda Kantocular var ve eleştiri normaldir....ama eskiden uzaktan bir selam geldimi muhabbet ile ayağa kalkılırdı...suç kanto değil EĞİTİM 'de

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 10:57