Akyazı Nostalji yazıları -29-

60’lı yılların nostalji yazılarına devam ediyoruz.Üç haftadan beri G.S.Paşa Cami ve etrafından, belediye binası, Pazarköy Sokağı ve Hastane Mahallesine kadar olan esnaflarımızı yazarak bitirmiştik.Şimdi esnaf nostalji yazılarımıza bir ara verip başka bir nostalji yazımıza yer vereceğiz inşallah!

Konumuz 60’lı yıllarda okuduğumuz beş yıllık ilk okul anılarımız olacak..Gerçi bundan bir müddet önce ilk okul anılarımızla ilgili bir çalışmamız olmuştu.Fakat bu sefer daha geniş  yazacağım ve o gün yazmadıklarımı detaylı bir şekilde kaleme alacağım.

    Şimdi yazıya geçmeden evvel önceki yazımızdan kısa bir özet verelim:27 Mayıs 1960 İhtilalinden üç ay sonra ilk okula başlamıştım. O zamanki eski Konuralp binası yıkılmış ve yenisi yapılmaya başlanmıştı.O zamanki talebeler, sağa sola dağılmış dükkânlarda eğitim görüyorlardı. Ben de Değirmenler Caddesindeki Mustabeyin dükkânlarında okumaya başlamıştım. Bazı talebeler de Hastane Mahallesindeki Atatürk İlkokulunda ve  Pazarköy Sokağındaki Tavukçu Hamdi’nin binasında okuyorlardı.

     Mustabeyin dükkanlarında üç yıl okuduktan sonra 1964 yılında inşaatı biten yeni Konuralp binasına taşınmıştık Dört ve beşinci sınıfı bu okulda bitirerek 1965 yılında mezun olmuştum.Öğretmenim Ekrem Erdem, okul müdürümüz İbrahim Akyazıcı, ilköğretim  müdürümüz de Şerafettin Örnek’ti.

     Evet bu kısa özetten sonra yeni yazımıza geçelim:Bundan kırk elli sene evvelki eylül gazetelerine bakın.Yeni okula başlayacak çocuğun ne büyük masraflar açacağını anlatırlar.Laf! Biz de geçtik o yollardan. Eskiden çocukların ne yükü vardı ya? Şimdikiler gibi paralı koleje mi yazılırlardı? Hostes ablalı servisler mi gelirdi kapıya? Bizim nesil kalenderdi, karışıp giderdi araya..

   Bir kere önünüzde abiniz ablanız varsa önlüğünüz hazırdır kenarda.Bilfiil sökük cepleri diker, kopuk düğmeleri  tamamlar, sırtınıza atarlar. Anam rahmetlinin elinden her iş gelirdi. Gider Sümerbank tan kumaş alır, bir oturuşta dikerdi kollu makinesiyle. Bacak kadar çocuğa ne provası yapacak? Zaten sıskayım.. Bi' ön, bi' arka giydirip bakardı. Sonra da şöyle derdi : Biraz bol olmuş; ama boylanırsın zamanla!

   Çantan da hazırdır.Abine yenisi alınmıştır, onunkisi sana kalır.Kilidi kopukmuş,astarı yolukmuş;takmayacaksın  kafana.Malzemesi daha iyiydi; hatta buz gibi meşindi. Plastik ve  muşambayı tanımıyorduk daha o yıllarda.

    İlk hafta eline bir liste tutuştururlar: Aritmetik için sarı kâğıtlı saman defter,geometri için kareli defter, harita... Müzik defteri olmasa da olur. Sanki nota bilen mi var aranızda? Şimdi bu aritmetik için sarı kâğıtlı saman defteri aldırıyorlardı ya, neden hepsi beyazdı da aritmetik defteri sarı  oluyordu, bir türlü çözemedim.

   Neyse gelelim aritmetiğe: O yıllarda şimdiki gibi modern matematik ( gerçi biz aritmetik derdik ) yoktu. Matematik demek problem çözmek demekti.Bir örnek vereyim: Yok birinci musluk havuzu beş dakikada dolduruyormuş da öbürü üç dakikada…. Peki ikisi açıkken ne kadar zamanda dolarmış? Bunu bilmenin neye faydası varsa…. Bir de bayağı kesirler vardı. Okuyanlar hatırlar :Annesi Ali’yi otuz tam bir bölü on lirayla bakkala yollar.Parasının iki bölü yedisiyle peynir, beş bölü dokuzuyla zeytin alır.Geriye kaç lira kalır? Soruya bak, gel de çık işin içinden! Emin olun, “Kim Milyoner Olmak İster” yarışma programında yüz binlik soruya tekabül eder bu. Gerçi bu sorunun cevabı belli: sonuç sıfır. Çünkü çocuk kalan parayı leblebi ununa ve çata pata yatırır.

      Bazı öğretmenler, yazı dersi için de hususi defter aldırtır. Çift çizgili satırları vardır. Biri büyük harfleri, diğeri küçükleri hizalar. Çizgiye basarsan yanarsın, dönersin başa. Daha da ilerlersen, çizgisiz dosya kağıdına yazdırırlar. Satıra daldın mı lodosa kapılan yaprak gibi savrulursun yukarılara. Genellikle üst sağ köşeye doğru ve ufala ufala..

    Motosiklette bir kaide vardır:” Baktığın yere gideceksin.”Yazı da da öyle bakmayacaksın tavana. Uyanıklık edip çizgili kâğıt koyacaksın altına. Evet cürümdür, kabahattir; ama eğikler o kadar çok gelir ki öğrertmen ses çıkarmaz o saatten sonra .

    Dördüncü sınıfta mürekkebe geçersin.Benim dolma kalemim oldu mu hatırlamıyorum. Mevzu kadayıf dolması olsa unutmazdım da!!! Kırtasiyecilerde talebeler için ucuz dolma kalemler olur.Arkasında kauçuk bir pompa vardır, sıkarsın havası çıkar, Batırırsın şişeye, hava yerine mürekkep emer. Bu defa çocuklar mürekkebi zapt edemez, zaten dandik malzeme olduğu için sızdırmaya meyillidir. Ellerin de küçümendir, kalemi en ucundan tutarsın. Tırnakların mavi mürekkebi emer emer kusar.Bir bakmışsın kağıt parmak izi ile dolmuş, sabıka kaydına dönmüş adeta..

     Ben bilumum kırtasiye malzemelerini önlüğün cebinde taşırdım Mürekkep şişesini de sallarsın gider yanına. Bazen kapak oturmaz düşünün kumaş nasıl kara, mürekkep bile işlemez ona.Ama çamaşır leğeninde renk verip de diğer mintanları boyayınca  : “-E çocuk şimdi n'apiym seni, söyle bana ? cümlesini duyarsın annenden.

     Gelelim kitap faslına: Abisi ablası olanlar kalanları kullanır. Olmayanlar, gider sahaflardan müstamel                      ( kullanılmış, eski ) bakar. Kız kitapları daha makbüldür, itina ile kapladıkları için az yıpranırlar. Ayrıca içlerinden bir sürü yaldız çıkar. Erkekler ise tez usanır; sağını solunu karalar; adamlara bıyık, gözlük yapar.                   Ha bire imza atar; hatta ayıp şeyler yazarlar.Sıfır kitap pahalıdır, dar gelirlinin bütçesini yorar. Nerede şimdiki gibi öyle bedava kitaplar. Sanırım cetvel, pergel ve  gönyelerin de fiyatları yüksekti; çünkü arkadaştan istenir, herkeste bulunmazlardı.

    Suluboya parana göredir.24 renkli almak mecburiyetinde değilsin, altı gözlüsü de yeter artar bile. Kaldı ki olmayan yeşil için mavi ile sarıyı karıştırırsın renk kabiliyetin artar.Bazılarının ebeveyni meraklıdır, yavrusuna kalem kutusu alır ya da örer şişle veya tığla. Bir cebine parfümlü kalem koyar; öbürüne kırmızı, mavi boya.          Silgi ile kalemtıraşı unutmaz, kibrit kutusuna u biçiminde saç tokası ve ataç bırakırlar.İyi aile çocukları başlıkları kırmızıyla atar, kenar süsü yapar, kalemi çoban çakısıyla değil kalemtıraşla açarlardı. Silgiler mavi renklidir, yazıyı yutar. Ucuz silgiler fren yapmış araba gibi lastik izi bırakır. İnatlaşırsan kâğıdı deler, iş açarsın başına.

     O yıllarda ekseri naylon çizme giyerdik, iskarpin alamadığımızdan değil ama.Mektep yolları çok çamurluydu  zira. Hele sokakların balçığı nasıl kaygan ne yapışkandı! Paçaları ovsan da sarısı kalırdı mutlaka.Okul avlusuna girmeden son düzlükte durur, bir su birikintisinde çizmelerini yıkarsın.Kapıda iyice paspasa silersin lap lap,  izi kalır yoksa.

    Her sene -ama her sene- öğretmen masasına örtü ve vazo alınır.pencerelere perde takılır.Parası mı, o kolay:     " Pazartesi onar lira getiriyorsunuz çocuklar!" Mümessil liste yapar, verenin karşısına çarpı atar.Peki kumaşı kim dikecek de perdeleri kornişlere asacak? Biricik evladı için her türlü fedakârlığa hazır sınıf anneleri vardır, tav olurlar bir alkışa…

    O yıllarda gariplik vardı, çocukların yanakları kabuk kabuk kabarır, sabah nutkunda ayazı yiyenin dudakları kanardı. Eller zaten çorak toprak gibiydi, eti görünürdü çatların arasından. Öğretmenler ilgisiz. “Alsan bir Necip- bey kremi ve öğrenciler, sevabına sürselerdi ne olurdu? Bazı çocuklar gözlerinde çapakla gelir ,tahtaya gözlerini kırpıştıra kırpıştıra bakarlardı.Hekim bir damla verse düzelecek de kimin umurunda? Belki de zavallı seçemiyor yazıları, gözlüğe de ihtiyacı var.Her şey BCG aşısı ile bitiyor mu?  O yıllarda saçkıran da yaygındı mesela. Karın ağrısı deyip geçerlerdi ama baksalar ya solucan çıkacak ya da tenya. Çoğunun suratı kaynamış makarna renginde..

     Bazı okullar eğitim kurumundan ziyade rejim karakolu gibiydi. Tek tip adam imalatı, beyin yıkamaca… Öğrenciler sıra dayaklarına, beş kardeş izlerine, elleri tuzluk yaptırıp tahtayla vurmalara, tek ayak üstünde durdurmalara, kulaktan tutup kafa tokuşturmalarına kadar çeşitli işlemlerden geçerdi.Biz öğretmenlerimizi hem sever hem de korkardık onlardan. Sopayla dolanırlardı buyurgan edalarla..En büyük hayalimiz büyüyünce öğretmeni bir  köşeye çekmekti :" Gel bakayım, sen o gün niye vurduydun bana? "İlerleyen yıllarda öğretmenle- rimizle  karşılaşanlarımız oldu tabii. Bırak hesap sormayı, koşup ellerine kapandılar. Ne diyeceksin yaşlı adama? Şimdi veliler ilgili ve bilgili… Öğretmenler de müşfik davranıyor, çocukların nazını çekiyor. İyi de çocuklar cozuttu ve  bu defa doyumsuz oldular. Hele bir istediklerini yapma!...

     Bu yazı vesilesi ile çalışan tüm öğretmenlerimize başarılar ve rahmetli olanlara da rabbimden mağfiret diliyorum. Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere, kalın sağlıcakla!...

21 Kas 2021 - 02:10 - Yaşam



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.