Akyazı Nostalji yazıları -25-

60’lı yılların nostalji yazılarına devam ediyoruz. Yusuf Öztürk ve Hayko kardeşlerimizin son günlerde gayet güzel ve başarılı bir şekilde Akyazı’nın eski otobüsçülerinden ve şoförlerinden bahsettiklerini görünce ben de bir katkıda bulunmak için 60’lı yılların otobüslerinden ve o yılların otobüs yolculuklarından bahsetmek için iki bölümlük bir yazı hazırlamıştım.

60’lı yılların nostalji yazılarına devam ediyoruz.  Yusuf Öztürk ve Hayko kardeşlerimizin son günlerde gayet güzel ve başarılı bir şekilde Akyazı’nın eski otobüsçülerinden ve şoförlerinden bahsettiklerini görünce ben de bir katkıda bulunmak için 60’lı yılların otobüslerinden ve o yılların otobüs yolculuklarından bahsetmek için iki bölümlük bir yazı hazırlamıştım.

İlkini 11 Eylül tarihinde okumuştunuz. Şimdi nasip olursa ikincisini okuyacaksınız. Birçoğunuz 60 lı yılların otobanların, duble yolların olmadığı gidiş gelişli yollarda o dönemin süper otobüsleri 302’lerle uzun yolculuklar yapmışsınızdır. Şimdi o yolculuklardan bahsedeceğiz.

Eğer gecenin bir vakti otobüsün ışıkları yandıysa kaptanınız mola verecek demektir. Derhal kalkar ve gecenin bir yarısında uykulu gözlerle nerede olduğunuzu anlamaya çalışırsınız. Hoparlörden " Sayın yolcularımız, kaptanınız yarım saat yemek ve ihtiyaç molası vermiştir ," anonsundan sonra firmanın lütfettiği çayları yudumlamaya başlarsınız. O yılların çayları daha besleyicidir tabii. Çünkü bardaklar leğene daldırılarak yıkandığından içinden lahmacun artıkları, peynir kırıkları ,yumurta kabukları çıkar. Olsun, neticede gıda…

Külhaniler son yudumu çeker, izmariti basarlar Dezenfeksiyon işi de tamam. Masalar kontrplaktır ve üstleri güllü muşamba kaplıdır daima. Dökülen şekerli mayiler kafasına göre kurur ve dekora derinlik kazandırırlar. Ah bir de o uyku sersemleri bunlara dirseklerinden yapışmasalar...

Yemekler gün boyu tıkırdar. Çorbalar kaynamaktan pelteleşir, sebzeler dağılır parça parça.Marullar büzüşür, maydanoz kadar kalırlar. Yemeklerde hangi yağları kullandıklarını bilemiyorum.60 lardan bahsediyoruz.Bu yıllar, Vita nın tek kale maç yaptığı, rakibinin olmadığı yıllar. Yolcu ne dağılmış kuruya aldırır ne de kurumuş pilava. Mecburiyetten yemek alır, maya çalar karın ağrısına. Ucuz da değildir bu yemekler,en az üçle çarpacaksın şehirde kaçaysa.

Bu tesislerde helacılar adildir. Büyükten 50, küçükten 25 kuruş alırlar .Para vermeden kaçmak ne mümkün? Mangırla cama vurur "ücreeet! " diye haykırırlar. İşte bu yüzden kulübenin camı çatlak olur daima. Kenefler basık ve havasızdır. Para basar ama masraf yapılmaz..Taharet muslukları takıldığı gün çalındığından tesisat düzen tutmaz. Çaput dolanmış bir çomak tıkılır kör tapa hesabına..İbrik yerine konserve kutuları vardır, paslıdırlar. Bunları yosun tutmuş bir varile daldırır kullanırlar. Pisuvarlar tıkalıdır,taşar;idrar,paçalarınıza sıçrar. Helalara hava girmemesi için ne gerekiyorsa yapılmış, pencereler pervaza çivilenmiş , üzerine kat kat naylon çakılmıştır itinayla. Çünkü Anadolu geceleri ayazdır, buz yapar. Yazın niye havalandırılmadıkları da muamma !

Tuvalet kapılarında devre, tertip , tezkere muhabbetleri boy gösterir ,sağcılarla solcular slogan yarıştırırlar. Tosunlar edebe mugayir şeyler yazar.( Ne kadar ayıp ama )

Şimdi bu tuvalet bölümünden sonra kısaca 60’lı yıllarda Akyazı’da eski tahta sergilerin bulunduğu pazar yerindeki şimdi tam Nostalji Düğün Salonunun olduğu yerdeki belediye tuvaletinden bahsedeyim.Bu tuvaletin de çeşme musluk tertibatı ve cereyanı yoktu. Konserve kutularına su doldurulur, öyle girilirdi..Ücreti de 25 kuruştu. Tuvaleti Bulgar göçmeni olan Abdullah Aga dediğimiz bir amcamız çalıştırırdı..

Evet, yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şoförler (Kaptanlar) tesislere zafer kazanmış komutan edasıyla girer, ellerini kaldırıp sağa sola selam dağıtırlar. Muavin, bu arada hemen arka tekerlere takoz koyar; çekiçle lastiklere vurur, patlak olup olmadığına bakar.

Garsonlar mürettebatı kapıda karşılar, uykusuzluktan küçülmüş gözlerini ovuştura ovuştura hizmetlerine koşarlar. Mürettebat kırmızı halılı kısma alınır, masalarında keten örtüler de vardır. Ayrıca tabakları, bardakları farklıdır. Yemekleri de hususi tencereden gelir. Kaptan, kürdanı dişine taktı mı patron koşar, kolonya ve sigara tutar..

Şoförler direksiyona oturunca mutlaka markalı çakmaklarına el atar ve havalı hareketlerle şakırtadırlar. Hatta yanan sigaralarını bir daha yakarlar. Dikiz aynasından şöyle bir yolculara bakıp irice bir duman çeker,gevrek bir sesle bağırırlar : " Gelmeyen var mı yanında ? " Cevabı dinlemezler bile. El frenini tokatlayarak boşaltır, vitesi geriye takarlar. Muavin ,en az kırk adım koştuktan sonra arabaya atlar, soluk soluğa bağırır:" Sağ serbest usta! "

Dört numaradaki yolcu da üstüne vazife gibi tekrarlar : "Sağ serbestmiş usta!" Kaptan sana mı soruldu gibilerinden ters ters bakar, eğilir, asfaltı keser, gözüyle görmeden yola çıkmaz. Kaptanların en zor anları gece ikiden sonra yapılan yolculuklardır. Onun için uyku basmasın diye ağır yemekler ve yoğurt yemezler.Can taşımaktadırlar zira. Hepsi yakalarında toplu iğne bulundurur, uyku bastı mı kendilerine iğne batırırlar..

O yıllarda otobüs şoförleri imparator gibi bir şeydir, itiraz edemezsin asla." Delikanlı, sen kalk bakaym oradan!”, " Abla, sen gel otur buraya!" Biletinizde ne yazdığı mühim değildir, ayar verir alayınıza. Hacı amcalar hırpalanmaktan korkar, ürkerek muavine fısıldarlar; "Aman gözüm, kaptanımıza arz et, namaz vakti çıkıyor,iki dakika duramaz mı acaba?"

Muavin gider, şoförün kulağına eğilir Dikiz aynasında kaptanın asabi çehresi görünür ve bildik cevap gelir ulakla: " Kılsınlar arabada! " Israr ederseniz kaç kere hacca gittiklerini ve hocaların bile otobüste kıldıklarını anlatacaktır. Herhâlde onlar kadar bilecek değilsindir, di mi ama?

Garipler " Ya sabır!" çeker yönü kâh Edirne ye kâh Van a dönen alametin üstünde ve kıble tutturmaya çalışırlar. O yıllarda mola yerlerinde mescit olmaz. Nerede namaz kılabilirim diye sorarsanız bir izbeye götürür, üzerine çizilmiş ezik bir mukavva yayarlar. Paspas, süpürge, faraş, şişe kırıkları ve inşaat artıkları vardır etrafınızda

Günümüzdeki mola yerleri çiçek gibi.Taze çerezler,şekerlemeler,parfümeriler,.pırıl pırıl tuvaletler,marka kahveciler, kurabiyeciler, gazeteciler,kitapçılar… Şahane,tertemiz mescitler… Temiz, aydınlık ,ferah, şadırvan-larda sıvı sabunlar, sıcak sular, kağıt havlular…

Bu 302’lerin en kötü koltuğu 41 numaradır.41 numaranın arkası motor sıcağı, önü kapı ayazı…Kulağınızda uğultu, altınızda merdiven, önünüzde buzdolabı…Ilık yaz gecelerinde lastikler asfaltta bir muhabbet tuttururlar- dı. Biliyor musunuz, en tatlı hayaller bu cızırtıyla kurulurdu. Cızırtı eşliğinde geçmiş yıllar hatırlanır, geleceğe ait planlar yapılırdı. .Ne hikâyeler, ne mısralar!.. Gel gelelim yanınızda kalem olmazdı.

Bir yazımızın daha sonuna geldik. Bir sonraki yazımızda,-nostalji yazılarımızın 26.sında- buluşmak üzere sağlıcakla kalın.

09 Eki 2021 - 23:30 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.

01

Cemal Başer - Bulent Bey ,,Harika bir nostalji .

Şaka değil aynen 60 lı yıllarda yaşadıklarımızı kaleme almışsınız.Ama hiç pişmanlık duymadım.Tamamen organik bir yasamdi o yillar. Makalenin her satırını okurken gülmekten kırıldım.Gercekten bizler o günleri yaşadık be.

Kalemine sağlık,harikaydı.

Hayırlı geceler diliyorum

Yanıtla . 4Beğen . 1Beğenme 10 Ekim 00:36
02

Bülent Özder - @Cemal Başer 01 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ediyorum cemal bey

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 10 Ekim 17:46