Akyazı Nostalji yazıları -20-

60’lı yılların nostalji yazılarına devam ediyoruz. Bu seferki nostalji yazımızı bir garip Hac mevsimi geçirdiğimiz için 60’lı yıllarda kara yoluyla otobüslerle yapılan Hac yolculuğuna ayırdık.

Zaman zaman ilginizi çekecek değişik konulu nostalji yazılarına yer vereceğimi geçenki yazımda da belirtmiştim. Belki okumuşsunuzdur,geçenlerde bisikletiyle hacca giden birinin basında haberi çıkmıştı.Yazının sonunda biraz da ondan bahsedip Hac yazısını noktalayacağız inşallah.

         Çocukluğumuzda “hacı uğurlama var.” dendi mi bir solukta parkın önündeki meydana koşardık.Nasıl da heyecanlanırdık,sanki biz çıkacağız yola.Haftanın olayı,kaçırma,üzülürsün sonra..Sabahın erken saatlerinde at arabaları, faytonlar gelmeye başlar.Gri elbiseli hacı adayları ilan edilen vakitten önce hazırdır; eş dost,akraba pervane olur etraflarında.Allı morlu Magirus'lar, 302’ler gıcır gıcır yıkanmış dizilmişlerdir sıra sıra..Güneş bir mızrak boyu yükseldiğinde kahveler boşalır,dükkânlar kapanır,herkes sökün eder meydana.Muavinler otobüslerin üzerine çıkar;denkleri,sepetleri,sıkıca bağlarlar.Seferin bir ay sürdüğünü farz edin.Hacı adayları kâfi miktarda tarhana,bulgur,kavurma alırlar yanlarına. Peynir tenekeleri,zeytin seleleri,süzme yoğurtlar torba torba peksimetler...Artık o kadarını ne yapacaklarsa?.Altmışlı yılların Arabistan'ını bilemiyoruz tabii. Sen işini kış tut,yaz çıkarsa bahtına...Artarsa verirsin bir fukaraya.Derken bir kıpırdanma olur,helalleşir,kucaklaşırlar.Sonra bir hoca çıkar hitaba başlar:”Aleyhisselatü vesselam efendimize selamlarımızı arz eyleyin!' derken sesi titrer. Bu cümleyi kolay söyleyemez,yutkunur bir kaç defa.Kadınlar dudaklarını ısırır,tülbentlerin ucuyla yüzlerini kapatırlar.Yaşlılar açıktan ağlar.İşaret verildi mi marşlara basılır,motorlar uğuldar.Hacı adayları koltuklarına yerleşir,gülümsemeye çalışırlar.Kalabalık, otobüsü öyle bir kuşatır ki,kıpırdamak  ne mümkün! Omuzlara alınan minikler buharlı burunlarını cama değdirir,nineler,dedeler buseler kondurur uzaktan..Bu gürültüde kimse kimseyi duymaz.Ve nihayet bir polis arabası kalabalığı yarar,otobüsleri peşine takar.Konvoy gözden kaybolduğunda tarifsiz bir hüzün çöker meydana..Kadınlar rahatça hıçkırmak için evlerine döner, erkekler işlerinin başına.Yaşlıların omuzları düşer,çökerler oracığa.Bize de nasip olacak mı acaba? Şüphesiz binlerce kilometreyi bu klimasız külüstürlerle kat etmek kolay değildir.Bazen günlerce beklerler gümrük kapılarında. Ama olsun değer her zorluğa.Daha evvel hangisi Mevlâna’nın hatırına Konya,ya gidebilmiş, hangisi uğrayabilmiştir Urfa'ya? Halep'i Şam'ı, Kudüs'ü, el-Halil'i ne zaman görebilirler bir daha?

        Otobüsler Suriye'den gider,Irak'tan döner.Küfe,Necef,Bağdat’ı ve İmam-ı-Azam,Cüneyd'i Bağdadi Musa Kâzım ve Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerini ziyaret eder,feyzle dolarlar.Ne terör ne silah vardır, Irak ne tatlıdır o yıllarda! Hacılar bayramın birinci günü telbiye getirir,mümkün olduğunca "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk" derler.” Buyur Allah’ım,emret,baş üstüne,geldim!” anlamındadır bu sözler. Demek ki çağrılıyorlar.

        Bu sene mahzunuz. Dilerim yine çağırır Cenâb-ı Mevla. O yıllarda -eskiler bilir-Sayılı Sinemasında filmden önce Hac ve Kâbe belgeseli gösterilirdi..bayağı da uzun olurdu.Hacca gidemeyenler o belgeseli seyredip hasret giderirlerdi.

        Hacı karşılalamaları da çok duygulu olurdu. Ev halkı sabırla beklemiş, kavuşmuşlardır sonunda.Bizim çocukluğumuzda Hac'dan gelenlere çok saygı gösterirlerdi. İsimlerinin başına muhakkak “Hacı” kelimesi eklenirdi .Artık onlar hacı efendi olmuşlardır.Toplumda bayağı itibar görürlerdi..Bir de o zamanlar sanki yaşlılar Hacca gider diye bir algı vardı. Şimdi Hacca gidenlerin çoğunu kimse bilmiyor.

       Evet, devam ediyoruz..Hacı Baba yanmış kavrulmuştur; ama beyaz sakalı pek yakışmıştır ona. Araba hazırdır.Kaputa bayrak çekilmiş;tülbentler,seccadeler bağlanmıştır aynalara.Gençler söz dinlemez, basarlar kornaya. Kadınlar erkenden mutfağa girmiş,et ve helva kavurmuşturlar, Pilav dem tutmaktadır kenarda..Buna “tehniye” denir sevinmek tebrik etmek manasında. Kapı yeşile boyanmış,misafir odası dostlara hazırlanmıştır. Zemzem bardakları, hurma kâseleri..İsteyen alsın diye ortaya bırakılan takkeler, tespihler, miskler, misvaklar.. Minikler kendilerine getirilen etekleri ,fistanları giyer;dalarlar yeni oyuncaklarına. Hacı amca, gelen misafirlerine onuncu defa aynı şeyleri anlatır durur. Bir de mahallenin arıza tipleri olur;Zemzem fincanını evirir çevirir kaldıramazlar, İçse mi yoksa usulca tepsiye mi bıraksa? Türk'ün serserisi bile edeplidir,Zemzem giren ağıza rakı koyamaz bir daha..

         Evet, şimdi yukarda söz ettiğimiz bisikletiyle hacca giden kişiden de bahsedip yazımızı noktalayalım. Sakarya Hendekli Mehmet Neşet Öz (53) yüreğine Haremeyn sevdası düşen bir gözü kara.Babası Esat Efendi Çanakkale şehitlerinden. Annesi Ayşe Hanım'ı kaybettiğinde henüz üç yaşındadır.Akrabaları ona sahip çıkar, dini ilimleri okuturlar..Gezici vaiz olarak vazife alır Diyanet teşkilatında.1964 yılında ücretsiz izne ayrılır,alır bisikletini, düşer yollara. Alet çubuk frenli,çift kadrolu ve hayli ağırdır.Vites mites arama.Hedef, Mekke-i Mükerreme .Üzerindeki para sadece 66 lira. Cilvegözü'ne gelir, pasaportunu gösterir.Ancak 5 bin liralık döviz alması gerektiği söylenir.Lütfen 4944 lira daha!  Nereden bulunur ki? Vazgeçse mi acaba? Hayır,asla! Gece sınıra gider,bisikleti tel örgülerin üstünden atar,kendi altından geçer. Mayın tarlasından yürüyüp şoseye çıkar. Suriye’de güzel insanlarla tanışır, ne zaman elini cebine atsa bizdensin derler.66 lirayı harcamak bir türlü nasip olmaz. Mola verdiği Amman'da ahbapları ile karşılaşır. O zamanlar vize filan yok, pasaport varsa tamam. Bizim otobüse gel derler .Araya bir tabure atarlar. Bisikletini bir Ürdünlüye emanet edip Harameyn'e vasıl olur. Haccını eda eder huzurla. Ancak dönüşte otobüsü kaçırır, arkadaşlarını bulamaz. O araba, bu araba derken Amman’a kadar gelir. Emanetçiden bisikletini alır. Suriye'yi geze geze varır hududa. Nasıl olsa kendi ülkem deyip tellerin altından geçmez bu defa. Göğsünü gere gere sokulur kapıya. Ancak usulsüz çıkıştan tutuklanır bu defa. Yakınlarının  bir şeyden haberi yoktur.Haberi gazeteden okurlar.Yanına gitseler de kurtaramazlar.27 gün yattıktan sonra yargılanıp beraat eder.Yattıkları kâr kalır yanına. Mehmet Neşet Öz,Şubat 1976 da kavuşur Rahmet-i Rahmana. Şimdi biniyorsun uçağa, üç saatte Cidde’desin. Havaalanından iki saat sonra da tavaftasın.

          Akyazı Nostalji Yazılarımızın  20.sinin de sonuna geldik elhamdülillah! Bir dahaki yazıda buluşmak üzere, sağlıcakla kalın !

07 Ağu 2021 - 16:45 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.