Akyazı Nostalji yazıları -16-

Bu günkü yazımızda eski esnaf nostalji yazılarımıza çok kısa bir ara verip sadece 60’lı yıllarda bir berber dükkanında geçen o yılların izlerini taşıyan bir günü nostalji tadında anlatacağım.Arada bir bu tür yazıları yazmayı düşünüyorum.

Şimdi yazımıza geçelim.657'ye tabi devlet memurları her sabah yüzlerini kazımak zorundaydılar. Sakal sert, müdür tersse öğleden sonra bir daha...Müdür, müdür muavini ve vaziyetten vazife çıkaran işgüzarlar pazartesi sabahları kapıyı tutar, saçı ele gelenleri alırlardı kenara. Ya makasla dalar eşek tıraşı yaparlar ya da zaza ile uzun ince bir yol açarlar enseden alına. Camoka'nın negatifi olursun âdeta. Mecburen berbere koşarsın " Aman usta üç numara!" Okul tıraşında ense, kulak ortaya çıkacak! Tepen çim adamlar gibi bir buçuk santim olacak! Adı alabrus! Missouri zırhlısından biliyoruz, deniz piyadeleri böyle dolanmıştı İstanbul'da. Tam da saatlerce aynaya baktığın yıllar ama bu meret şekle girmez asla. Gidip  “Ne alırsan bir liracılardan” özene bezene tarak seçersin,saçını ıslatıp ıslatıp yatırırsın sanki dana yalamış gibi olur..Lakin kuruyunca yine kalkar, limon bile kurtarmaz. Kime çekmiş isyankâr acaba? Haa, bize kalsa top ense yaptırırız tabi, kulakları saklarız itinayla!

   İşte bizi kendilerine benzettikleri için berberlere kızardık, keyifli dükkânlarmış oysa.Bir kere şişe şişe parfüm vardır ve güzel kokar.Berberler ” Balıkesir Esmen " beyaz zambak ve altın damla,Rize'den çay,Düzce'den tütün kolonyası” getirtir, camekana sıralarlardı.Kenarda Vezüv marka bir gaz sobası, elbette kahverengi emaye ve üstünde bakır bakraç....Kaynama noktasına yaklaştıkça vızıldar.Rafta eski bir ceviz radyo, Yurttan Sesler Korosu parazit arası nağme yapar.Berberlerde günlük gazeteler ve  “Hayat” ve “Ses” gibi haftalık dergiler de vardır...Açar bakar, memleket kurtarırsınız oracıkta...Berberde lakırdı boldur: Metin Oktay'ın şutu ve Turgay'ın plonjonu üzerine saatlerce konuşurlar. Bitmez, devamı sonraki tıraşa.Kırkpınar'da Ordulu Mustafa rüzgârı esmektedir, Gazanfer Bilge,Atan Kardeşler,Mustafa Dağıstanlı, otobüsçü olmamıştır daha.."Taktı mı abi kündeyi şöyle bir tartıp seyircilere bakıyor..." Önceleri muhabbet sarar da sonra tekrara düşerler.Bozmazsınız, dinlersiniz kibarca. Bazen de askerlik hatıralarına dalar, ayrıntıya girer yüzbaşıya nasıl diklendiği hususunda.:"Bak komutanım dedim,,bi'daa olmasın ama!". Bırak anlatsın, bazıları çomak sokar, heves kırar ve "Usta kısa kes,saçı da lafı da!"derler.

     Berberler harbi insanlardır.Millet Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı olur; o ayıp olmasın diye hepsinin posterini asar duvara. Müşterileri kaymakam,belediye reisi, hakim, jandarma komutanı, emniyet amiri filandı, Bizimki Demokrat Parti afişlerini asar duvara..

          Berberlerin -şimdi kanka dedikleri- ahbabı, akranı çoktur.Şöyle  ayaküstü uğrar; kolonyalara ,parfümlere saldırırlar.Babalarının malı gibi kapakları açar jöleye, biryantine parmak atarlar.Elektrikli tıraş makineleri keşfolunmamıştır henüz. Alamancılar üç bıçaklı Philips ve Braun taşımamışlardır vatana..Gider, bakkaldan Najet ya da Jop marka jilet alırsın, takarsın aletin yuvasına. O jiletler pis keserdi. Bırakın çizik atmayı, kuşbaşı ebatında parça kaldırırdı Benim gibi sakarlar berbere gider, teslim olur ustaya.Usta boş kaldıkça usturasını bileyler, yağ damlatıp sürer taşa.Bir ucu pervaza mıhlı deve derisinden üretilmiş kayışa çalar Şırak şırak ses çıkartır , şov yapar âdeta. Berber koltukları sert ama rahattır, yeşil meşin kaplıdır, kıl tüy tutmaz. Kafalığı da ayarlar ensenize, ninni söyler kulağınıza.Önünüzdeki ayna ile arkanızdaki ayna arasında yansıyan dipsiz görüntülere dalarsınız, felaket uyku basar.Parmağınızı kıpırdatacak mecaliniz kalmaz,Radyodaki monoton ses, önümüzdeki beş yıllık kalkınma planlarını okumaktadır, ona bile kafa sallarsınız baygın bakışlarınızla. Rehavete düşen için fark etmez; itaat eden bir edayla süne zararlısını da  anlamasa da Seyir Hidrografi  ve Oşinografi Dairesi bültenlerini de dinleyebilir.   

    Sakal tıraşında sabunu -tabii ki Arko- sıcak su ve fırçayla köpürtür, yüzünüze yayarlar.Bekleyenler arasında gıcık olanlar vardır..Vıdı vıdı konuşurlar : "Hadi diyelim sabunda mikrop barınmaz ama firça at kılından; ıslanıyor kuruyor, ıslanıyor, kuruyor; durmadan bakteri mayalıyor."Fırçalar artık naylon oldu.” desen ona da bir bahane bulacak.Nitekim patlarsınız: "Ya abi bir sus,üç kuruşluk keyfimiz var şurada!" Olur ya bazen sivilcenize denk gelir,yüzünüz kanar.Berberlerin nevi tuz mineral olan  kan taşı kalemi vardır.Bir sürer, pıhtılaşır anında.Tıraşınızı bitirdikten sonra yüzünüze sıcak havlu koyar, ohh yanaklarınıza yayılan o tatlı ısı…Hafiften burnunuz terler hatta. Sen misin mayışan! Zalim berber, avucunu kolonya ile doldurup usturanın mıntıkaya basar.Suratınız alev alev yanar, gözlerinizde şimşekler çakar..Olsun limon kolonyasının mikropları öldürdüğüne inanmaktasınızdır. İçiniz rahatlar. Necipbey kremi tam zamanında yetişir müdahale eder yangına.

         Bazı berberler kulak kıllarını, yanak üstü tüylerini, ispirtolu pamukla,bazıları ibrişimle yolar. Eskiden küçük cerrahi operasyonlara da bakarlardı..Hele askerliğini sıhhiye yapan kendini çıban patlatmaya,,cerahat akıtmaya ruhsatlı sayar. Ellerinde bir kara kerpeten vardır, kesici dişe de, azıya da onu takar aynı aletle,alttakine de,üsttekine de asılırlar.Demek ki diş hekimleri 20 ayrı kerpeten alarak hata ediyorlar.( ! ) Ne gerek var canım onca takıma ? .Sterilizasyon gibi bir kelime henüz lügatimizde yoktur.Pimpirikli olanlar için aleti haşlak suyla yıkar,ispirto ocağının mavi alevinde gezdirirler o kadar.Tıraştan sonra berber çırakları paltonuzu tutar,üstünüzü firçalar ve bahşişi koparırlar.Yerler ahşapsa mazotlu talaş serper, süpürür;taşsa paspas çeker, zemini gıcırdatırlar.Eğer berberin  oğlu berberliğe hevesliyse favori ve ense düzelterek adım atar sanata. Önce çarıklılardan başlar, akranlarından filan.Hatırlılara mı? Beş firın ekmek yedikten sonra onlara el atar.Berberlik umumiyetle aile mesleğidir ;babadan oğula, dededen toruna geçer.Kimse alınmasın, eskilerden, evvel zamanlardan.bahsediyoruz.. Develer tellal iken daha....

   Şimdi bu yazımızı bir berber fıkrası ile sonlandıralım. İsmi üstünde fikra.Berberlerimiz alınmasın..Şehirli bir zengin, bir arkadaşını görmek üzere bir köye gider. Arkadaşını gördükten sonra geri dönerken bir berber görür. İçeri girer, tıraş olmak istediğini söyler ve koltuğa oturur.Berber hoş beş sohbetten sonra fırçayla sabunu eline alır, başlar fırçaya tükürüp tükürüp sabunu köpürtmeye...Şehirlinin gözleri fal taşı gibi açılır.Ne yapıyorsun be adam? Bu ne rezillik! Kerbela mı burası,suyunuz yok mu? Bu sefer berber şaşırır. Şehirliye:  Ne kızıyorsun beyim? Bizim burada böyle tıraş yapılır. Hem sen misafirsin diye sana hürmet ettik. Bu sefer şehirli :Öyle mi peki misafir olmasaydım ne yapacaktın?Berber:  Hiiç ,suratına tükürüp öyle sabunlayacaktım.......SAĞLICAKLA KALIN

14 Haz 2021 - 15:23 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.