AKYAZI NOSTALJİ YAZILARI -6-

Geçenki yazıda ilkokul anılarını anlatırken sonra ortaokul anılarından da söz edeceğiz demiştik. Şimdi 65-68 yılları arası okuduğum,ortaokulu, o dönem okul arkadaşlarımızı,hocalarımızı,,o günlerin Akyazı’sını,anlatmaya çalışacağız.

 Anılara geçmeden önce, o dönem ilkokuldan mezun olanlar için kısa bir hatırlatma yapalım: O yıllarda ilkokuldan mezun olan çocukların velileri, çocuklarını ortaokula göndermek istemezlerdi.Genellikle terzi,berber,tornacı gibi esnafların yanlarına çırak olarak verirlerdi. ”Okuyup memur olup da kaç para maaş alacaksın?” derlerdi..Gerçekten de o yıllar memur maaşları çok düşüktü.Ticaret hayatı ve esnaflık yapmak ise çok geçerliydi. Her türlü meslek için “ kola takılan bir altın bilezik” derlerdi. Onun için bir memurun bir yılda aldığı maaşı, bir esnaf üç dört ayda kazanırdı..Bir örnek vereyim: O yıllarda Akyazı nüfusu çok az olduğu zamanda bile yirmiden fazla terzi vardı..Şu an terzi kalmadı. Olanlar da çoğunlukla sadece tamir yapıyorlar. Hatta espri olsun diye yazıyorum: O dönem kız babaları kızlarını memura vermek istemezler, esnafları tercih ederlerdi..

     Artık ortaokul anılarımıza geçebiliriz : Sene 1965.. İlkokuldan mezun olmuştuk. Büyük bir hevesle aynı yıl orta okula kaydımızı yaptırmıştık.Ortaokul binası şimdi kız meslek lisesinin olduğu yerdeydi.Akyazı’da lise yoktu, Liseyi okumak isteyenler Adapazarı’na  giderdi.

     Evet okul zamanı gelmek üzereydi. Heyecanımız artıyordu..Kolay değil,artık ortaokul talebesi olacaktık! Öncelikle ortaokul kıyafetlerini hazırlamamız lazımdı.O zamanlar okul kıyafeti,takım elbise, kravat ,kösele ayakkabı ve o dönem öğrencilerinin olmazsa olmazı şapkaydı.O zamanlar şimdiki gibi konfeksiyon gelişmediği, hazır elbise satan olmadığı için terzinin yolunu tutmuştuk.Tabi 12 yaşında ilk defa takım elbise giyeceğim için çok mutluydum.Terziye gitmiş, kumaş beğenmiş,ölçülerimizi vermiştik...Terzimiz dükkan komşumuz Enver Karaoğlan’dı..Dört,beş provadan sonra takım elbisemiz hazırlanmıştı.

     Sıra ayakkabıya gelmişti. O zamanlar yine hazır ayakkabı satılmazdı.Mecburen ısmarlama ayakkabı yaptırırdık.  Biz iskarpin veya kundura derdik. O zamanlar Akbank’ın karşısında Helvacı Nermi CEVİZ’in olduğu yerde Mehmet DİRİL adında bir kunduracı vardı..Ona gidip sipariş vermiştik.

Ayağımızı bir kartona bastırıp ayağımızın şeklini çizer, ölçü alırdı. Artık kösele ayakkabımız hazırdı.Şapka ve kravatımızı aldıktan, okul kıyafetimizi hazırladıktan sonra kırtasiyenin yolunu tutmuştuk.Kitaplarımızı,defterlerimizi,yeni çantamızı almıştık..Eve gelip kitaplarımızı,defterlerimizi renkli kaplama kağıdı ile kaplayıp üzerine de ismimizin yazılı olduğu küçük etiketi yapıştırmıştık.Bunları yeni alınan çantamıza özenle yerleştirip bayram sabahını bekleyen çocuklar gibi heyecan içinde beklemeye başlamıştık.

      Nihayet büyük gün gelmiş, okulumuz açılmıştı. Sabah erkenden okulun yolunu tutmuştuk.Okulun bahçesinde toplanmış sınıflara ayrılmıştık. Ben 1 c sınıfında başlayacaktım..Bahçede dizildikten sonra içeriye girmiştik. Bizim sınıf içeriye girdikten sonra sağ taraftan en son sınıftı..Laboratuvara benziyordu. Koridorda 1-A,1-B,1-C yan yanaydı.

    O yıllarda  sabahtan öğleye kadar eğitim yapıldıktan sonra öğle arası verilirdi. Öğleden sonra da eğitime devam ederdik.Bir de cumartesi  günleri öğleye kadar okul vardı. Hayırlısı ile eğitime başlamıştık.Tek ortaokul olduğu için köylerden de  gelen çok olurdu.Fazla araç olmadığı için bisikleti olanlar bisikletle,bisikleti olmayanlar  yayan gelirlerdi. Okulun bahçesi bisiklet dolardı.

     Takım elbise,kravat ve şapkayla okula gelirken çok havalıydık.Kendimizi üniforma giymiş gibi hissederdik.Şapkamıza çok özen gösterirdik. Yağmurda ıslanmasın diye şapkamıza naylon geçirirdik.Hatta düz olan şapkanın tereğini Sinema Sokağında Şapkacı Fevzi Amca’ya gidip daha havalı olan eğik polis tereği ile değiştirirdik.Bir de şapkalarımızın içine karışmasın diye küçük etikete ismimizi yazar ve resim koyardık.Tekli eğitim olduğu için verilen öğle tatilinde bazı talebeler öğle yemeğini lokantada yer, gelir düzeyi az olanlar helva ekmek alıp pazar yerinde tahta sergilerde yerdi.          .    Okula gidip gelirken yolda hocalarımızı görünce kesinlikle asker selamı verirdik.Eğer şapkamız yoksa başımızı hafifçe eğer, yine selam verirdik. Bu, hocalarımıza gösterdiğimiz saygıdan dolayı idi.      Bazı geceler sinemaya giderdik.O yıllarda öğrencilerin gece sinemaya gitmesi yasaktı..Eğer sinemada yakalanırsan, hele bir de sigara içerken yakalanırsan disiplin kuruluna sevk edilirdin..Arada bir ders esnasında kapı ansızın açılır,baskın yapılır ve üst baş araması yapılırdı.Genellikle sigara,çakı, bıçak aranırdı .Sanki okul değil Sağmalcılar Cezaeviydi. Sigara içenler bunları bildiği için sigaralarını okulun bahçesine saklar ,çıkışta alırlardı..

   Artık yavaş yavaş hocalarımızı tanımaya başlıyalım: Okul müdürümüz İbrahim Erol’du.Kısa boylu, babacan bir müdürdü..Fakat bir özelliği vardı.Uzun saça ve okula geç gelenlere çok kızardı..Elinde tıraş makinesi ile dolaşırdı.Sabah okula girerken şapkalarımızı çıkarttırır, uzun saçla gelenlerin başına makineyle ortadan yol açar, berbere gönderirdi. Sanki kolunda gamalı haç olan Nazi subayı gibiydi.

      Okul kâtibimiz Atilla Boztepe, hadememiz Hüsnü Abi idi.Hocalarımıza gelirsek Recep SAVCI hocamız müzik dersine gelirdi,çok güzel keman çalardı. Osman KAYALAR tarım dersi hocamızdı.B Şenol SOLPİKER adlı bayan tarih hocamız vardı..Bu hocamız bir ara bir siyasi partiden milletvekili adayı olmuştu..

      1.sınıftan 2.sınıfa geçtik ve artık 2 A sınıfındaydık. 2 A sınıfımız, okula orta yerden girdiğimizde sol taraftaydı.Fatma BÖREKÇİ, coğrafya hocamızdı.Aziz GÖÇ edebiyatçıydı. İsmail BAYRAKTAR Hocamız Türkçeye gelirdi.Milliyetçi bir hocaydı.Çok genç yaşta İstanbul’da uğradığı silahlı bir saldırı sonucu vefat ettiğini duyduk. Ünzile ÇOTUR, fizik dersine gelirdi..Akyazı’nın damadı olan ve bir dönem danışma meclisi üyeliği yapmış Evliya PARLAK hocamız vardı. Muzaffer KURUGÖL adlı bir hocamız daha vardı.Eski bir subaydı..Bu hocamızınbir tiki vardı.Arada bir başını salladığından Sallabaş Hoca derdik.Genellikle derslerinde eski askerlik anılarını anlatırdı.Tarihten bahseder, vatan sevgisini işlerdi...Mithat TAŞDEMİR adında matematik öğretmenimiz vardı.Biz ona “Gubilik” derdik.Ara sıra talebe hoca kavgaları da olurdu. Muharrem KALİÇ adlı arkadaşımız Mithat Hoca ile yumruk yumruğa kavga etmişti Tabii sonra soluğu disiplin kurulunda almıştı.

         Evet, en sona en çok sevdiğim Almanca Hocam Turgut ALTINKÜPE’yi bıraktım.Turgut Hoca, diğer hocalarımıza göre biraz daha cana yakındı.Bizlere hoşgörü ile yaklaşırdı.Benim de en çok sevdiğim ders Almancaydı. Almanca yardımcı ders kitabım vardı. Bu kitap sayesinde en yüksek notu alırdım.Hatta bazı arkadaşlarıma da yardımcı olurdum..

        İmtihanlarımız yazılı ve sözlü olarak yapılırdı En yüksek not 10, en azı 0’dı. Eğer 5’ten aşağı alırsan kalırdın.İmtihanlar başlarken bazı arkadaşlarımız ders çalışmak yerine kopya çekmeye çalışırlardı..Çeşitli kopya çekme tekniği geliştirmişlerdi. Başarılı da oluyorlardı...Tabii hocalarımız da şüphelenip yüksek not alan talebeyi sözlüye kaldırırlardı. Tabii hepsi dökülürdü.

        Şimdi biraz da okul arkadaşlarımı yazarak analım: Biraz uzun bir arkadaş listesi olacak sıkılmadan okumanızı tavsiye ederim. Çünkü içlerinde muhakkak eşiniz dostunuz tanıdığınız çıkabilir. Sinan Açıkgöz,Ali Baltürk, Nermi Ceviz,Hasan Okumuş, Nuran Okumuş,Semra Çotur, Nusret Bayhan , Kamil Odabaş,Nazmi Sarı,Meryem Sarı,Semra Şahin, Necdet Kaya,Ethem Yüksel ,Hasan- Hüseyin Özalp kardeşler ,Mehmet Urgan,Aykut Çatan,Metin Cirit,İrfan Sezgin,Avni Özsoy, Metin Uluköylü, Halil Duru, Halil Demirci,Nail Kayıhan,Naci Yüksel,Atilla Fazlıoğlu,Mustafa Çakmak,Tevfik İyiyazıcı, Nihat Boz, Hidayet Ulukan,Naci Turhan,Nazım Çavuşoğlu,Mehmet ali Ateş,Ali Çömlekçi,Yusuf Bayrı, Asım Yanık, İsmail Atay,Yurdagül Mangır,Mehmet Balcı,Nizamettin Onat,İsmail Onat ,Ramis Toy....Unuttuğum arkadaşlarım varsa buraya ekleyebilirler.

      Evet, artık 3. sınıfa geçmiştik.Fakat korktuğum başıma gelmişti. Abim 1967 yılında askere gitmiş ve babam dükkânda yalnız kalmıştı.Mecburen okulu üçüncü sınıfta bıraktım.Hani en başta yazmıştık ya ilk okuldan sonra çocuklar ticaret hayatına atılıyorlar diye. Ben de maalesef 14 yaşında ticaret hayatına atılmıştım.Fakat içimdeki okuma aşkı bitmemişti.1970 yılında Adapazarı Ali Dilmen Ortaokuluna -o zamanlar ortaokuldu- başvurup okul dışından bitirme imtihanlarına girdim.  Çok sevdiğim ortaokul diplomama kavuştum.

       Böylece ilk okuldan sonra orta okul anılarımızı da bitirmiş olduk. Bundan sonraki yazılarımızda eski Akyazı ve esnaflarımızı yazmaya devam edeceğiz. BU YAZIDA İSMİ GEÇİP RAHMETLİ OLANLARA RABBİM RAHMETİYLE MUAMELE ETSİN MEKANLARI CENNET OLSUN İNŞALLAH

02 Şub 2021 - 18:50 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.

03

ALİ BAŞOL - HAFIZANA VE KALEMİNE SAĞLIK. HATIRLATMA YAPAYIM.LABARATUVARA BENZETİLEN SINIF O ZAMANLAR MERDİVEN ŞEKLİNDE YÜKSELEN SIRALARIYLA ANFİ DEDİĞİMİZ SINIFMI İDİ ACABA. ÜNZİLE ÇOTUR AKYAZI LI MÜFTÜNÜN OĞLU ANTALYA VALİSİ SAİM ÇOTUR İLE EVLENİP ÇOTUR SOYADINI ALDI. ÜNZİLE ÖZÇAN İDİ. AZİZ GÖÇ UŞAKLI ERKEN YAŞTA İSTANBULDA RAHMETLİ OLDU. MATEMATİK HOCASI MİTHAT TAŞDEMİR ARİFİYE YE YERLEŞDİ. İNŞALLAH ŞU ANDA HAYATTADIR.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Şubat 19:17
01

Mehmet AYDOĞAN - Kalemine, yüreğine sağlık. Çok güzel yazıyorsun. Şapka yüzünden çok dayak yedim , ama yine de o yılları özlüyorum. Bülent arkadaşımızın dediği gibi, kız- erkek şapka takmak mecburi idi. Orta birinci sınıfta babam Fevzi Sezgin amcadan şapka aldı. Yaz tatilinde şapkamı kapının üstündeki rafa koydum. Okullar açılınca sevinçle aldım. Eyvah, şapkamın lacivert bezini fare kemirmiş, çuvaldan olan astarı görünüyor. Yenisini almak için para yok. Şapkasız okula gitmek mümkün değil. Tek çare üzerine naylonunu geçirmek. Sabah bahçede sıra olduğumuzda Öğretmen: "Şapkanın naylonunu yağmurlu havada tak, güneşli havada niye çıkarmıyorsun." der, tekme yokat girişirdi. Naylonu çıkarsam şapkam yırtık, arkadaşlar dalga geçiyordu... Hey gidi günler... Öğretmen Mehmet AYDOĞAN- GEYVE

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 03 Şubat 22:57
02

Bülent Özder - @Mehmet AYDOĞAN 01 nolu yoruma cevabı: teşekkür mehmet hocam

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Şubat 10:00