Akyazı Nostalji yazıları-4-

Bu yazımızda eski esnaflarımıza biraz ara verip benim aynı yıllarda okuduğum Konuralp İlkokulundan, Akyazı Ortaokulundan, biraz da yine eski Akyazı’mızdan bahsedip anılarımızı tazeleyeceğiz inşallah.

Tarih 27 MAYIS 1960...Yine her gün yaptığımız gibi arkadaşlarımızla buluşup, çarşıya doğru yürümüştük.Çarşıya geldiğimizde  parkın oralarda oynamaya başlamıştık. O zamanlar çarşının içine daha beton dökülmemişti. Zemin topraktı.Yazın toz, kışın çamur olurdu. Ortadan büyük bir dere geçerdi. Biz derenin kenarında oynamaya başlamıştık. Fakat ortada tuhaf bir durum vardı. Dükkânlar kapalıydı, çarşıda kimseler yoktu. Oynamaya devam ederken parkın tarafından 3 - 4 jandarmanın bağırarak üstümüze doğru geldiğini gördük. Biz korkudan kaçtık. O yıllarda Akyazı’da polis teşkilatı yoktu. Jandarma bakıyordu. Tekrar eve geldiğimde rahmetli babama olayı anlatmıştım. Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Babam bana ihtilal oldu demişti. İhtilal de neydi anlamamıştım. O yıllarda darbe demezlerdi, ihtilal oldu derlerdi. Babam bana : “Oğlum, ordu Adnan MENDERES’i devirdi.” demişti. Bir avuç cuntacı, iktidarda olan Demokrat Parti Hükümeti,Başbakanı Adnan MENDERES’i devirip idareye el koymuştu. Darbeciler daha sonraları 27 Mayıs’ı bayram ilan etmişlerdi.

    Şimdi bunları neden anlattım? Yedi yaşında ilk defa darbeyle tanışmış, bu kanlı darbenin gölgesinde            ilkokula başlamıştım. Bizden önceki büyüklerimizin okuduğu,1950’li yıllarda yapılan çift çıkışlı, merdivenli, ,eski ,ahşap bina olan Konuralp İlkokulu yıkılmış , yerine 99 depreminde yıkılan bina yapılmaya başlanmıştı. O yıllarda her köyde ilkokul vardı. Böyle şimdiki gibi taşımalı sistem yoktu. Herkes kendi köyünde okuyordu. Tabii okul inşaatı devam ettiğinden, değişik yerlerde dükkânlarda okumaya başlamıştık. Bizim de okulumuz, şimdiki Rüyam Düğün Salonu karşısındaki   “Mustabeyin Dükkânlarıydı”.Altı yedi dükkanı bozup sınıf haline getirmişlerdi .Orta yerde boşluk bırakmışlardı, oradan arka bahçeye teneffüse çıkardık. Rüyam Düğün Salonunun olduğu bina, önceleri boş bir arsaydı. Panayır zamanı orada çadırlar kurulur, gösteriler yapılırdı...İlerleyen yıllarda Hikmet ÖZASLAN, arsayı alıp şimdiki binayı yapmıştı. Adı da Hikmet ÖZASLAN Pasajı idi.

     Evet, artık derslerimize başlamıştık. Öğretmenimiz, bize her zaman baba şefkatiyle yaklaşan çok sevdiğimiz Ekrem ERDEM’di .Öğretmenimiz diyorum; çünkü nedense ilkokulda öğretmenim, orta- okulda hocam diyorduk. Şimdi ilkokulda beş yıl beraber okuduğum arkadaşlarımı -aklımda kaldığı kadarıyla- yazayım:  Başta değerli arkadaşım Hakkı YERÖZ olmak üzere Hami KAYA,Fethi KARDEŞ, İrfan SEZGİN ,İrfan GÜREL,Keramettin ÖRNEK, Sami YİĞİT , Recep ÖZ , İsmail YAMAK, Tahsin OK, Yusuf TOP, Neriman AYDIN , Fatma TOMAR... İsimlerini hatırlayamadığım arkadaşlarım ekleyebilirler.

      Okul kıyafetlerimiz ,her okulda olduğu gibi siyah önlük, beyaz yakaydı. Önlüklerimiz arkadan düğmeli idi; önde iki cep,belde kuşak vardı. Yakalarımız kolalıydı. Dizlere kadar siyah çoraplarımız vardı. Kışın kalın,beyaz, yün çorap giyerdik. Çantalarımız, tahtadandı.Tabii o yıllar, yokluk yıllarıydı. Evlerimizde elektrik yoktu. Gaz lambası ışığında derslerimize çalışırdık. Her veli çocuklarına gerekli kırtasiye malzemelerini alamazdı.Bezden yapılmış çantayla gelenler olurdu. Bir de okulda 25 kuruşa dergi satarlardı Onu bile alamayanlar olurdu.Hatta iki kişi bir dergi alırdı. Okul harçlığımız 25 kuruştu. Sarı 25 kuruşlar vardı Yine sarı 10 kuruş ve 5 kuruşlar vardı, onlar da iş görürdü. Hatta eskiler iyi bilir, ortası delik 2,5 kuruşlar da vardı. İki tanesiyle bir tane kaymaklı bisküvi alırdık.

      Evet, üç yıl Mustabeyin Dükkânlarında eğitim görmüştük. Bu arada Konuralp İlkokulunun inşaatı bitmişti. Üç yıllık sürgün hayatımız bitmiş, 1963 yılında 4. ve 5.sınıfı okumak üzere Konuralp İlkokuluna taşınmıştık. O dönem milli eğitim müdürü Şerafettin ÖRNEK’ti..Okul müdürümüz, İbrahim AKYAZICI idi. Girişte kantinimiz, alt katta müsamere salonumuz vardı.Sınıfımız üçüncü kattaydı. Hafta sonlarında okulun bahçesinde top oynardık. Bir de şimdi olduğu gibi o zamanlar da Yerli Malı Haftası yapardık.  Yerli Malı Haftasında herkes meyve getirirdi. Biz manavlık işi yaptığımız için ben daha çok elma, armut, portakal, muz vs. getirirdim. Biz meyveleri yerken öğretmenimiz Yerli Malı Haftasından bahsederdi. Sümerbank’ın faydalarından söz ederek oradan alışveriş yapmamızı tavsiye ederdi. Demek ki Yerli Malı Haftası bol bol meyve yiyip bir de Sümerbank’tan alışveriş yaptın mı kutlanmış oluyordu.

      Bir de 10 Kasım törenleri oluyordu.10 Kasım geldiğinde o gün dersler yapılmazdı. Genellikle 10 Kasım ve Atatürk üzerine  konuşulurdu. O gün okula gelirken beyaz yaka takılmazdı, sadece siyah önlük giyilirdi. O gün gülmek, oynamak yasaktı. Üzüntülü durmamız tembih edilirdi. Hatta herkes “Doktor doktor kalksana ile başlayan ve doysun kara topraklar”  ile biten şiiri ezberlemişti. 10 Kasım günlerinde kahveler, sinemalar, içkili lokantalar, eğlence yerleri kapanırdı. Radyolarda bile sadece Atatürk’ün sevdiği şarkılar çalardı...Gazeteler bile siyah başlıkla çıkar, tüm ülkede bayraklar yarıya inerdi.Ülke tam bir matem havasına bürünürdü.Şimdi günümüzde bayrakların yarıya inmesi hariç bunları  hiçbiri yapılmıyor Demek ki o dönem öyle gerektiriyordu.

     Bir de bizim millî bayramlarımızda törenlerimiz olurdu. Millî bayramlarımızda bir gün tatil olur, tören provaları yapardık. Sınıflarımız şimşir dallarıyla ve  Türk bayraklarıyla süslenirdi.Tören alanı, parkın önündeki meydandı. Bütün okullar gelir dizilirdi. Kürsü konulur, konuşmalar yapılır,şiirler okunurdu. Meydan çok kalabalık olurdu. Halk, törenleri izlemeye erkenden gelirdi.Törenden sonra yürüyüş yapılırdı. Törenlere  meslek grupları da katılırdı. Onlar da kamyon üzerinde geçerlerdi. Törenden sonra bizi toplu olarak sinemaya götürürlerdi.Genellikle milli mücadele filmleri gösterilirdi.Daha çok Ayhan IŞIK’ın veya Ahmet MEKİN’in oynadığı İngiliz Kemal filmleri olurdu. Filmin sonunda  Atatürk’ün gözüktüğü ,gerçek savaş sahnelerinin gösterildiği bölüm vardı Atatürk, elinde kılıçla  at üstünde gösterildiği sahne gözüktüğü zaman yanımızda oturan öğretmenimiz komut verirdi: "Alkışlayın çocuklar!"  Hepimiz çılgın gibi alkışlardık.

       Sonunda  5’nci sınıfa kadar gelmiştik.O yıllarda 5’nci sınıfın sonunda  nedense bitirme imtihanları yapılırdı.Öyle hemen diploma verilmezdi.Tekrar bütün derslere çalışır,imtihana girerdik. Ondan sonra diploma alırdık.Gerçi pek diploma demezlerdi şahadetname derlerdi

      Nihayet 1964-65 sezonunda mezun olmuştuk. Şimdi nasip olursa bundan sonraki yazımızda bir de üç yıllık orta okul anılarımızı tazeledikten sonra tekrar eski esnaf büyüklerimizi yazmaya devam edeceğiz inşallah. Sağlıcakla kalın!  BU YAZIDA İSMİ GEÇİP RAHMETLİ OLANLARA RABBİM RAHMETİYLE MUAMELE ETSİN İNŞALLAH

24 Oca 2021 - 21:36 - Yaşam


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.

05

Akyazili Yasar - Bùlent abi yazilarinin devamini merakla bekliyorum

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Nisan 01:36
04

Ck - Büyük emekle hazırlanmış bu yazı için Bülent Özder' Ağbi yi çok takdir ettim.

Zaman çok çabuk geçmiş. Her devrin kendine göre güzelliği vardır. Ancak, yakın bir geçmiş bu kadar güzel anlatılamaz. Tebrikler , teşekkürler. Kolay gelsin....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 00:32
03

s. yıldırım - @Bülent Özder 02 nolu yoruma cevabı: Servet Yıldırım(!)

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Ocak 06:37
01

s. yıldırım - Teşekkürler abim...Allah razı olsun.

.güzellik de budur..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 25 Ocak 21:59