Akyazı Nostalji yazıları -46

Bugünkü nostalji yazımızda değişik bir konudan bahsedeceğim kısmetse.Konumuz yoğun bakımlar..Geçen gün Sakarya Eğitim Hastanesine bir dostumu ziyarete gittiğimde yoğun bakım önünde üzüntülü bir şekilde bekleyenleri görünce annemi hatırladım.

 Ben de  2006 yılında Yenikent Devlet Hastanesinde yoğun bakım önünde bir hafta bekledikten sonra annemi kaybettiğim için böyle bir yazı yazmaya karar verdim.Öyle tahmin ediyorum ki bu yazıyı okuyanların çoğu yoğun bakım önünde yakınları için beklemişlerdir..

       Bu yoğun bakım denilen yerler  bir soğuk hava deposu gibidir.Hastanız içeriye alındıktan sonra üzerinde hiçbir şey bırakmıyorlar. Sadece üzerine bir çarşaf örtüldükten sonra tedavi süreci başlıyor.Hastanız artık içerde tek başına olduğu için kaderiyle baş başa kalıyor.Sizi içeriye de sokmadıkları için sağlıklı  bilgi alamıyorsunuz. Ancak doktorunuz içeriye kontrol için girip çıktıkça ondan bilgi alabiliyorsunuz.

       Sonra gecenin bir yarısında telefonunuz çalar.Yoğun bakımdaki görevli bir hemşire gayet üzüntülü bir şekilde maalesef hastanızı kaybettik diye haber verir.Benim üzüldüğüm nokta hastamız son nefesini verirken yanında kimsenin olmayışı ve Kuran-ı Kerim’in okunmayışı olmuştur..Rabbim cümlemize hayırlı ve imanlı bir ölüm nasip etsin inşallah!. ..

       Şimdi bu girişten sonra, yoğun bakımda yatan bir hastanın gözünden yoğun bakımda geçen ve sonrasını anlatan trajikomik olayları mizahi bir şekilde ele alarak anlatan yazımıza geçelim. Bu yazıya trajikomik ve mizahi dedik ama okuyunca çoğunun doğru olduğunu göreceksiniz..

                                           YOĞUN BAKIM VE SONRASI

        Yoğun bakımda yatan bir hasta için vakit kolay geçmez. 7/24 bakarsın tavana.Ne çizgi,ne motif,bembeyaz badana… Hele o yoğun bakım üniteleri!.. Gün doğmaz,ay çıkmaz. Vakit öğlen mi yatsı mı belli olmaz ve kafan karışır sonunda. Hep devamlı tavana baktığın için başlarsın vakit geçmesi için hesap yapmaya.Floresanın  önündeki  ızgarada sağdan sola 6 çubuk, yukarıdan aşağı 7 tane daha …Altı kere yedi kırk iki,biri on santimetrekare olsa...Ezberledim artık …N'apsam, karoları mı saysam? Kapıdan duvara dokuz tane. Birine kırk santim desek.Öbür cephe sanki daha mı geniş ?Yok yok kesin yirmi metrekare var bu oda.Yarın başka bir meşgale bulmalı….Perde ölçüsüyle mi uğraşsam acaba ? Koridorda şu kadar koğuş olsa,ısıtması, soğutması.. Onca hemşire,doktor,odacı,yemekler,kahvaltılıklar,oksijen tüpleri,enjektörler,serumlar… Ne masraf ne masraf!..

       Her ziyaretçinin eline eldiven,sırtına urba…Üç dakikada giydiriyorlar, sonra hoop çöp kutusuna!.. Yok metroyla belediye otobüsüyle geliyorlarmış da... Eee,n'apacaktı başka? Uzay mekiği ile mi inecekti çatıya? Amaan! Ben ne dediğimi biliyor muyum? Bütün bunlar iyiliğimiz için aslında.

     Bu hastane işi böldü beni,yapacak da ne çok işim vardı oysa.Hoş ayağımla gelmedim,gözümü açtım,baktım acil servisteyim. Sonra hoop buraya! Bir sebebi de yok; üzüntü, sıkıntı diyorlar Eee, kolay değil! O inşaat yıllarımı yedi,sadece 6 ay ruhsata koştum.Git gel fen işleri,dön dolaş zabıta…Usta milleti ayrı gaile, uğraşılmaz. Herkese söz verir, alayını oyalar.Temeliydi,iskeletiydi,kabasıydı,sıvasıydı…Neyse zor oldu ama çıktı ortaya. Tam keyfini süreceğiz,düştük yatağa..

        Bazen düşünüyorum da bu kadar kovalamaya gerek var mı acaba? Eğer mesele düzgün bir evde oturmaksa, güzel giyinmekse,tatile filan gidebilmekse zaten var fazlasıyla. Kazan kazan koy kenara.Ahmaklık gibi geliyor bana. Amaaan şunun şurası üç günlük dünya!...Ölüme hazır mıyım peki? Nerdee? Yarın ölmeyeceğime garantim var mı? Kim emin olabilir ki? Adı üzerinde “fani dünya”

         " Ağzınızın tadını kaçıranı çok hatırlayın. " Amenna biliyoruz da..Aaa, bak bizimkiler geldi yine hep bir ağızdan konuşuyorlar! Benim anlamadığımı mı sanıyorlar acaba?Ulan bu ufak oğlan yine fisır fısır anasının kulağında,bir dümen çeviriyor ama..Hadise daha sonra netleşiyor.Meğer çocuk benim için oda nemlendirici bakıyormuş.Boğazım sık sık kuruyunca..Haydi gel helalleş şimdi,günahını aldık boşuna!.

          Gece el ayak çekilince servis sakinler. Hastabakıcılar,hemşireler makaraya başlar.Ayaklı hastaların da tuzları kuru da bizim canımız gargarada. Ulan, azıcık kısın şu teybin sesini! “Bom bili bili” diye diye gideceğiz, murdar olacağız sonunda.

 

      Keçeden çalı nasıl sökülür? Yırta yırta …Ölüm acısını ona benzetiyorlar.Azrail Aleyhisselam da heybetlidir mutlaka..Ama o bir melek,ilmi ve ibadeti ortada. Yarabbi n'olur müşfik davransın şu aciz kuluna.Dermanım iyice kesildi,sabahı zor görürüm gibi geliyor bana. Morg da soğuktur şimdi. Bir de şokluyorlarsa katılaşıp kalırız kalıp gibi, Peki, eğri büğrü adamı nasıl sığdırıyorlar tabuta? Gasilhanede açılırız artık,eğer lütfedip hortumu sıcak suya takarlarsa. Döndür o yana, döndür bu yana. Mevta itiraz edemez ki gassala..

       Ben sabunumu lifimi kefenimi hazırladım ;ama çocukların aklına gelir mi o telaşla? Oramız buramız açılmasa bari! İnsan utanıyor ceset de olsa. Sanki yoğun bakım ne? Cıscıbıl yatırıyorlar,üstüne bir çarşaf atıyorlar,yarımız açıkta. Yakınlar defin sabahı gasilhane kapısına toplaşıp da bağırıp,çağırmasalar,yakalarını paçalarını,yırtmasalar. Bilirim aksidirler,kapılara dayanır,niza çıkarırlar.Yok biz illa babamızı göreceğiz filan. Sanki yüzümüze çok baktılar da sağlığımızda.

      Merhumu nasıl bilirsiniz?Aziz cemaat ne desin şimdi? Yedikleri kazıkları mı anlatsınlar? İhtimal ayıp olmasın diye "iy miy" diye mırıldanacaklar.

      Haklarınızı helal ettiniz mi? Hadi buyrun! Şimdi adam nasıl “ettim” desin? Bir sürü alacağı var. Etmedim dese olay çıkacak.Ettim dese para gitti. Onun için belli belirsiz “ettim ettim”..                                                                                            -Ne ettiniz abi?                                                                                                                                                                                                       Şuna adam gibi:  " Hakkımı helal ediyorum!" desene açıkça                                                                                          Demezler abi.Niye biliyor musunuz?                                                                                                                                      Yok bunlar ayrı uyanık. İlle bir açık kapı bırakıyorlar.Hesabı kapatmıyorlar.Yarın sıkışırlarsa ahirette defterleri açtıracaklar mahşer meydanında                                                                                                                                                           -Allah için namaza! Resulullah için salavata! Meyyit için duaya..Uydum hazır olan imama.                                                     -Er kişi niyetine!                                                                                                                                                                              Ah er olabilseydik zamanında!...Gençlerin ilmihal okuduğu yok, kırk yılın başı yakınları ölünce giriyorlar safa. Onda da bayram namazı gibi tekbir alıyorlar, iki salla bir bağla…                                                                                                             Hışşt,kaldırma ellerini!. A be evladım, insan cenazeye gelirken bir bakmaz mı kitaba? Bir kere “celle senaaaük" ün  se’ si peltek se  olacaktı.Dört elif miktarı çekecektin ayrıca..

   Mezarlık ayrı âlem,üç beş kişi kabri hazırlar,gerisi derin mevzulara dalar ağaç altlarında:                                                             -Yok bilader bu takım adam olmaz.Bir kere orta alanda çoğalamıyoruz, Bu defansa kesin bir libero almalıyız.                     -Duydun mu indirim varmış ayakkabılarda?                                                                                                                        -Ülen hacıdan da ne mal kaldı ama?                                                                                                                                            -Bence yenge evlensin,genç sayılır daha                                                                                                                                     -Çıtır çıtır yesinler anasını satiim.                                                                                                                                            -İkinci bahar,devlet kuşu kondu kadının başına..                                                                                                                         -Şişşt, sus oğlu geliyor çaktırma!..                                                                                                                                                -Başınız sağ olsun güzel kardeşim! Çok üzüldük inan. Hep iyiler gidiyor, yerleri dolmuyor bir daha..

      Kabir suali ne olacak peki ? Bilmez miyim ufacık çocukken ezberlemişim.Hece hece aklımda..Rabb'im Allah-ü Teâla, peygamberim Hazret-i Muhammet Mustafa, kitabım Kur'ân-ı Kerim, kıblem Kâbe-i Muazzama milletim İbrahim Halilullah ve zürriyetim Adem Safiyullah,itikatta mezhebim ehl-i sünnet vel cemaat...   

    Münker ve Nekir karşısında tutulmayız inşallah! Bir de bakıyorsun zihin flu,dil kuru... Allah muhafaza!..Zor imtihan, seyirci joker hakkı da kullanamazsın orada.Hem bu seyirciden ne olur? Sabahtan beri libero arıyorlar takıma..Ulan öleceksiniz işte bir gün sizi de yatıracaklar musallaya! Halime bakıp da ibret alsanıza!                        -Affedersiniz beyefendi,o dediğinizden aldınız mı zamanında?                                                                                                   -Alsak böyle mi olur? Ölümü hep eşe dosta yakıştırdık,onlara,şunlara,bunlara…Birinci tekil şahıs gelmedi aklıma..Şimdi bu haspalar mermer mezar da yaptırır bana: “Filanca eşrafından filankes oğlu filanca..”                                    -Eee koskaca müteahhidin çocukları, elalem ne der sonra?                                                                                                        Üstüm toprak olsa ne yazar? Yeter ki Fatihaları eksik olmasın, bir  de Yasin-i Şerif okuyun cumadan cumaya. Tamam, ben ölmüşlerime okuyamadım,kabul. İşten güçten vakit mi kaldı? Hep ucu ucuna…

   Hem öyle kabristana gelip giden evlat nerede? Bence bir bahçıvan tutar, uğramazlar bir daha. Bakımlı mı bakımlı… Eee, ne istersin daha?

Ah bu tabutlar hep böyle dar mı? Yoksa beden battal boy olunca..”Yavrum kazmışsın bak yumuşak toprağından atsana! Eline geçeni iteliyorsun,donmuş harçlar,kiremit parçaları,briket tuğla...”Belli " bitse de gitsek" diyorlar şu anda..

 -Bey amca, kolunuzu şöyle alabilir miyim?                                                                                                                                    -Ay! Sen de kimsin?                                                                                                                                                                     -Serum hortumu katlanmış da..                                                                                                                                                          -Ohh be!. Hemşire Hanım sizdiniz demek..                                                                                                                                    -Ben de sandım ki bir ara...                                                                                                                                                                   -Terlemişsiniz,kâbus mu görüyordunuz yoksa?                                                                                                                                 -Yok yok geçti öylesine bir rüya!!!

         Bir dahaki yazımızda buluşmak üzere kalın sağlıcakla!..

# çocuk, tam

11 Haz 2022 - 15:33 - Yaşam