Akyazı Nostalji yazıları -43-

Nostalji yazılarına devam ediyoruz .1960’lı yıllarda Akyazı’mız düşünemeyeceğiniz kadar sessizdi. Zaten yanın yören kabristan,hani rüzgâr da servilere takılıp uğuldamasa…Gece bekçileri sabaha kadar dolanır,köşebaşına gelince bir uzun,bir kısa düdük çalarlar. Fırrrrrrr fırrrr!

 Bu "asayiş berkemal " demektir, uyuyabilirsiniz huzurla. O yıllarda bekçiler mahallemizin sigortalarıydı. Şimdi o yıllarda Akyazı’mızda görev yapan bekçilerimize bir bakalım: En eski bekçilerden Bekçibaşı İsmail, Bekçi Havuç Sabri, Bekçi İsrafil Tütüncü,Yusuf Tokat,Rasim Meydan... Havuç Sabri abi, aynı zamanda iğne de yapardı. Bunlar bekçilerden hatırladıklarımız..

      Köpekler, gündüz sağda solda sızar; ay çıktı mı kurt kesilirler adeta. Biri üstünüze koşmayagörsün eniği cücüğü takılır ardına. Telaşa mahal yok,sakın kaçma! Aksine üstüne üstüne yürü, ayaklarını yere vura vura. Yerden taş alıyormuş gibi yap, gör bak nasıl dağılacaklar!

      Çocukluğumuzda televizyon yoktu,öyle gece yarılarına kadar oturulmaz,yatsının akabinde " haydi yatağa! "Sabah horoz sesiyle uyanırsın, müezzinin eli kulağında…Hoparlör böyle yayılmamış henüz,     ezan elektrik dalgalanmalarında çınlamaz.Tahtaya sürten taşlı tebeşir gibi içiniz gıcıklanmaz.Aletli ezan sesi metaliktir, aslı ise temiz duru ve berraktır. Hani Asr-ı Saadet’te Habeşli Bilal ( Radiyallahü Anh ) nasıl okuduysa öyledir. Ezan sesi, bebelere de ninni gelir, mışıldarlar şerbet tadında. Kısacası uykular iyi alınır, zinde kalkılır, biyolojik saatiniz tam ayarındadır.

       Eski Akyazı evleri ahşaptı mâlum. Neresine dokunsan ses yapardı. Kapılar, merdivenler gıcırdar; pervazlar oturmaz,ıslık çalar. Hele o lodosta perçinlerinden kurtulan oluklar!Yağmur patırtısını daha fazla duyarsınız; saçaklar,kiremitler yakındır zira.Camlarda yol yol inişler damlalar süzülür aşağıya.

       Eskiden alkol alanlar sokaklarda nara atar,diklenir, efelenir,meydan okurlardı uluorta. Yırtık bir sesle sövüp sayar, noktayı koyarlar sonunda: “ Varr mı ulan bana… !” Yok abi, deyip geçeceksin ,aman bulaşma! Ertesi gün olup biteni hatırlamayacak, belki de selam verecek kibarca. Hanımına çocuklarına yazık! Sarhoşla ömür mü geçer ya ?...

       Sabah esnaf camiden çıkar, gider dükkânını açar, kesinlikle güneşi üzerine doğdurmaz. Bakkallar kaşar,sucuk kokar; berberler tıraş sabunu,limon kolonyası;tuhafiyeciler lavanta...

       Bir de hacı amcalar vardır,küçük camekânda esans satarlar.Yaşlılar, Arafat ve cuma rüzgârı alırlar; gençler karakedi bakar. Hacı amcam, esansı ufacık bir şişeye koyar; tıpasını takar ve kapağını sıkar. Enjektördeki kalan zerreleri de üstünüze pompalar.

      Bilir misiniz, o yılların simit fırınları nasıl kokar? Meşe odunu,susam ve pekmeze bandırılmış halkalar…Seyyarlar yüz simidi tablaya dizer, kafalarında taşırlar. Akyazı’nın en eski simitçileri “topalın simidi” dediğimiz komşumuz Mustafa abi, Simitçi Fikri ve Ali Coşkun’du. Bir de lahmacun- cular vardı.Beyaz, muşamba kaplı seyyar sandığından buharı tüten lahmacunları çıkarır; arasına marul, maydanoz,kırmızı soğan,koyar ve inceden domates doğrar. Sadece elli kuruş…Gel de sardırma!

      Salatalık evinizde de vardır ; lakin seyyarda başka kokar.Senin kaynattığın mısır, dışarıdakini tutmaz asla.Tabi,bu arada Akyazı’nın en eski mısırcısı Burhan abiyi de anmadan geçmeyelim..

     Esnaf mevsime ayak uydurur ,ne bileyim kışın salep satar, yazın dondurma.Bir de kokoreççiler vardı: Yiyen olur, yemeyen olur; ama kokusundan kaçanı duymadım daha. Pamuk şeker, patlamış mısır, kozhelva…. Kim itiraz edebilir ki bunlara?

       Yaşlılar, pazara zembille ya da kapalı sepetle çıkar; transparan file kullananlara suçlu gözüyle bakarlar. Bir de hurdacılar vardı. Mahalle aralarında dolanır:” Demir ,bakır, alimiyom alıyom! Eskicii! diye bağırırlar. Çerçiler, naylon mandal verir; sini,sahan toplar.Zerzevatçılar at arabaları ile dolaşır sokak aralarında. Soğan,patates,maydanoz,nane,marul,kavun,karpuz satarlar bağıra bağıra..

     60’lı yıllarda bir de tütün yasağı vardı. Peki, kendi ürettiğin tütünden yaksan? Mümkün mü? Adamı bacağından asarlar Jandarma kol gezer,kahveleri dolaşır, basar; tabaka yakalattıysan eyvah eyvah! Öyle “içiciyiz” diyerek de kurtulamazsın. Suç büyüktür zira.

    60’lı yıllarda eski taksiler ve minibüsler kül tablası gibidir. Şehirlerarası otobüslerde tütsülenirsin adeta. Saçın başın izmarit kokar.Sanki çok lazımmış gibi koltuk arkalarına da küllük koyarlar. Düşünebiliyor musunuz, uçaklara bile küllük koymuşlar? Akyazı- Adapazarı arası çalışan on beş kişilik minibüslerde bile çılgın gibi sigara içilirdi.

     Akşama doğru eğri bacaklı Skoda, battal boy film afişiyle semti ve köyleri turlar ve cızırtılı bir hoparlör ortalığı yıkar:" Dikkat dikkat! Sayılı Sineması iftiharla sunar: “Sezonun en şaheser ecnebi kovboy filmi renkli,Türkçe sinemaskop olarak bu akşam Sayılı Sinemasında! "

      Gece sokaklar bozacılara kalır. Kâseyi kapıp koşarsın boza almaya. O yıllarda, geceleri bozayı eski berber pastaneci Nuhların Enver Dinç satardı..

      Altmışlı yetmişli yıllarda daire fiyatı "yüz kiraya " tekabül ederdi ortalama.Yani evi yüz bin liraya aldıysan bin lira kira ister  ve paranı çıkartırdın en geç on yılda.Şimdi kira 2-3 bin lira - yüksek geliyor halka- ama evler de milyon oldu bu arada. “Efendim, kiraya vereyim de para kazanayım.” O işler bitti abi, zaten betonun ömrü 50 yıl. Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmez.

       60’larda ekmek bir liraydı. Dört simit parasına…Böyle gofret gibi hafif değildi ama. Bafra sigarası 90 kuruştu. Bu Bafra sigarasının bir de jelatinlisi vardı. Biz sigara da sattığımız için oradan biliyorum. Jelatinli Bafra’yı masa altından satardık. Evet, Birinci sigarası 70 kuruş, ikinci 60 kuruş, üçüncü sigarası 35 kuruştu. Filtreliler Hisar,Çamlıca,Yeni Harman üç liraydı. Samsun ,Maltepe çıkmamıştı daha. Bir de sarı kutu içinde filtresiz Yeni Harman vardı.Onu da herkes içemezdi,çok kaliteliydi zira. Yine kutu içinde Gelincik,Yenice,Bahar,Kulüp ve Yaka sigaraları vardı...

       Peynir,zeytin,helva,kıyma hepsi on liraydı,yani on ekmek parasına. Elma, armut,şeftali,üzüm, mandalina iki lirayı aşmaz;fakat muz el yakardı. Kolay kolay herkes alamazdı. Eskaza aldıysan saklı yiyeceksin, özenmesin fukara!…

       Lahmacun,kaynamış mısır,markalı gazoz Elvan,Uludağ,Çamlıca elli kuruşa; çay,açma,leblebi tozu, un kurabiyesi Zambo sakız,bir külah çekirdek 25 kuruşa; gazete 50 kuruşa satılırdı. Tıraş 2 buçuk lira. Üç numara yaptırırsan daha ucuza…

       Bir dahaki yazımızda buluşmak üzere kalın sağlıcakla!...

21 May 2022 - 19:15 - Yaşam



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akyazi.net Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akyazi.net hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Akyazi.net editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akyazi.net değil haberi geçen ajanstır.

01

Erdoğan Cetinkaya - Helal olsun sana ne guzelde anlattın

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Mayıs 09:13