• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Sakarya : 18 °C

Ve AŞK…!

Emel Sevencan

İnsanoğlu yaratılışsal olarak önce kendini korumaya programlıdır. İnsanlarda bu duyguyu neredeyse eriten bir duygudur aşk...

 Aşk; hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Elbette aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de yakışık almaz, aşık olmak insanın bilincini iradesini ve yargılama yetisini askıya alır.

ve-ask-resim.jpg

Aşkın en büyük belirtisi ise iştah kaybı ve uykusuzluktur.

Romantik aşkın; aşırı canlılık, enerji, uykusuzluk, iştah kaybı gibi bazı davranış özellikleri, kokain bağımlılarında görülen davranışlara benzemektedir. Pek çok insanın “En büyük zaafı” olarak bilinen çikolata, yine aynı faaliyeti artırıyor. Aşkın sağlık ve mutluluk gibi sonuçları da bulunuyor. Aşk; duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını da aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azaltılması gibi sonuçlar veriyor. Zamanla, beyin üzerinde koruyucu bir etki oluşturuyor. Bu nedenle aşk, sağlıklı ve mutlu olmayı sağlıyor. Psikoloji biliminde bir hastalık olarak kabul edilmeyen ve bilimsel açıklaması yapılamayan aşkın; insanı yaşama bağlayan bir durum olduğu da görünüyor.

 İnsan ailesi dışında ilk kez bir başkasının iyiliği için kaygı duyar. O başkası egomuzun önüne geçer ve egomuz karşımızda kişi için kaybolmaya başlar. Ruhsal hastalıklardakine benzer süreçler, aşık olduğumuzda da aynı tepkileri verir. Mesela; serotonin, dopamin, oksitosin gibi hormonlarında değişiklikler meydana gelir. Kişinin verdiğinden daha fazlası kendisine geri döner.Bu yüzden aşkın hastalık olmadığını söyleyebiliriz.

Herkes aşkı ayrı şekilde tarif eder. Kişilikler de farklıdır.Bir teoride aşk altı kategoriye ayrılmış;

1.Eros: Tutkulu aşk diyebileceğimiz, ilişkide tatminle ve ilişkinin sürmesiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülen bir aşk tipidir. Eros tipi aşıklar ilişkide risk almaya, kendilerini olduğu gibi ilişkilerine adamaya meyillidirler. Bu nedenle güçlü bir egoya sahip olmaları gerekir.

2. Ludus: Aşkı iki kişi arasında oynanan bir oyun olarak görür. Ve bu oyunun kuralları arasında monogami kesinlikle yoktur. Bu tür âşıklar için ilişkiler pek derin bir anlam taşımaz. Bu nedenle bu tip, ilişki tatminiyle ters orantı içindedir.

3. Storge: Ayakları yere basan bir aşk tipidir. Midedeki kelebeklerden çok arkadaşlığa önem verir. Bu nedenle gelişmesi, Eros’un tersine, zamana ihtiyaç duyar.

4. Pragma: Aşka büyük ölçüde mantıksal olarak yaklaşır. Önemli olan, karşıdaki insanın nitelikleridir. Bu aşık tipleri için en önemli olan şey kafalarında tasarladıkları insanı bulabilmektir. Tutku gibi Eros’u hatırlatan özelliklere odaklanmazlar. Pragma tipi aşk, uzun süreli ilişkilerde tatmin ile ilişkilidir.

5. Mania: Bağımlı aşık tipine işaret eder. Özgüveni genelde düşük olduğundan karşıdaki insana büyük ölçüde bağımlılık geliştirir (bağlılık değil, bağımlılık!). Bu aşıklar ilişkide duygusal açılıma çok açıktırlar. Mania tipi, ilişki tatminiyle ters orantılıdır.
6. Agape: Karşılık beklemeyen, taleplerde bulunmayan aşık tipidir. Sadakat, özgecilik, idealizm gibi kavramlarla özdeşleştirilir. Partnerini kendisinin önüne koyar. “O mutlu olmadıkça ben mutlu olamam” ya da “O acı çekeceğine ben çekeyim daha iyi” gibi düşünce yapıları bu aşık tipine örnek gösterilebilir.

Bu teori üzerine yapılan araştırmalar, partnerlerin özellikle Eros, Storge, Mania ve Agape tiplerinde uyumlu olduklarını göstermiş (Livermore, 1993). Ancak bu demek değildir ki siz ve partneriniz farklı tiplerdeyseniz ilişki yürümeyecektir.

Aşka, heyecana aşığız!
Gerçek aşkı ve sevgiyi bilmek anlatmak, kendimizi tanımakla eş değerdir. Kendini tanımak ve bilmek aşkın karşılığını bilmektir. Sevdiğimiz insan, veya hoşlandığımız insan bizim bir parçamızdır diyemeyiz. Estetik anlamda güzel sempatik olan ve kalbimizde güzel bir yere koyduğumuz kişi özelde aslında birçok yönünü bilmediğimiz biridir, yani Aysberg gibi buzdağının görünen küçük bir yüzüdür. Ya da görünmeyen asıl olan gerçek en büyük yüzü nerdedir? Denizin altındadır. Size kendisini beğendirmek isteyen birisi, genel anlamda kabul gören beğenilen albenilerini ve artılarını kullanarak yaklaşım içerisine girer. Bu başlangıç noktasında diğer görünmeyen yönler artık perdelenmiştir. Biz de ilk izlenimin etkisi altında kalmışızdır artık. Kişinin kendisiyle örtüşüp örtüşmediğini anlamak, her anlamda karşılıklı uyumla aşkın gerçek ruhunu ortaya çıkarmaktır amaç. İnsanoğlu genelde sahip olmadığı özellikleri, kendisinde barındıran kişileri sever, kişi eksik olduğu yanı doldurmak ister. Kendisini tam hissetmesi için önemli gördüğü özelliklerin peşinden koşar, çünkü kendini donatmak ve zenginleştirmek ister. Düz sıradan alışıla gelmiş hayatı klasik yaşayan ideali olmayan, birisi onun gerçek ruhunu çıkaramayacağından alternatifi olmadığı için ideallerini Küçültür, farkında olarak ya da olmayarak yalnız kalmamak için bunu yapmak zorunda hisseder.

Bu kişilerin bir süre sonra başka birine aşık olma ihtimali vardır. Bu durum da çoğu zaman aldatmayla sonuçlanabilir. Böyle durumlarda kişi, ne eşini, ne çocuğunu, ne kendini, ne de geleceğini düşünebilir. Çünkü gönlü ferman dinlemez artık(!) O kişi kendine söz geçiremez, çünkü gönül aradığını bulmuştur, en azından bulduğunu zanneder. Halbuki bugün güzel dediğine yarın çirkin diyebilen duygularımıza ne kadar güvenebiliriz? Aşkın varlığına inanan ve her şeyden üstün gören biri, aşık olduğu kişinin aradığı kişi olup olmadığını asla bilemez. Tekrar birinden hoşlandığında  “Aşksa her şeyden yücedir” der ve aşkının peşinden koşar. "Bugün seni seviyorum ama yarın kim bilir kimi", "Benim için her şeyden önemlisin" yada belli bir zaman sonra "Hiç bir değerin yok, sen koşullarımın gereğisin ,üzgünüm ,sevdim sanmıştım…"

Aşk bir başlangıçtır; en uzun aşk iki yıl sürer. Bu sürecin sonunda aşk şekil değiştirir ve büyük bir sevgi, arkadaşlık, güçlü bir bağ var ise evlilik mutlulukla sürer. Yok, ise; mutsuz evlilikler, iletişim sorunu ile yaşayan aileler, onların çocukları, çocukların evlendiği kişiler… böyle gider. Eski evliliklerin uzun sürmesinin nedeni de aşkla yapılmamış olmalarıydı. Aşkla,yarı hastalıklı ruh halleriyle verilen kararlar tehlikelidir.Kişi kendini tanımalı, ne istediğini bilmeli.Kendine ve yaşamak istediği hayata;aşık olduğu kişiyi uygun görüyorsa,evlenmeli. Kararsızlık yaşanıyorsa, mutlaka bir evlilik terapistinden yardım alınmalıdır.

"Sevgi sahiplenilemez; o rüzgar kadar özgürdür ve nereye gitmek isterse oraya gider. Ona kapılıp gitmelisin. Sevgi birliktir, bütünlüktür. Sevgi tüm kapıları açar, yaşamları değiştirir ve en katı kalpleri bile yumuşatır. Sevgi yaratıcıdır; yapılandırır, birlik ve uyum içinde güzelliği yaratır. O, her şeyi mümkün kılar, hiçbir şeye karşı değildir" (Eilen Caddy.) 

PDR.Emel SEVENCAN

Aile ve evlilik danışmanı

emelsevencan@gmail.com

0542 847 78 21

Bu yazı toplam 1897 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Üzüm çekirdeği
23 Ağustos 2014 Cumartesi 11:51
11:51
Aşk ,hayatımızı olumsuz etkilemedikçe patoloji yaratmaz.Sadece insana değil hayatta değer verdiklerimize aşkla yaklaşmalıyız ki sonuçları iyi olsun.Yazı için teşekkürler..
Elfida
20 Ağustos 2014 Çarşamba 13:55
13:55
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim