• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Sakarya : -3 °C

SENİN EN GÜZEL YERİN KAHVERENGİ GÖZLERİN

SENİN EN GÜZEL YERİN KAHVERENGİ GÖZLERİN
O günleri yaşayanlar bilirler. Neredeyse insanların birbirlerine hayır duada bulunmaları bile yasaktı.

O günleri yaşayanlar bilirler. Neredeyse insanların birbirlerine hayır duada bulunmaları bile yasaktı. Sabah asansörde karşılaştığınız komşunuza "Hayırlı sabahlar" demeniz, alışveriş için girdiğiniz bir mağazaya "Hayırlı işler" temennisinde bulunmanız veya akşam iş çıkışı mesai arkadaşlarınızla "Hayırlı akşamlar" diyerek vedalaşmanız; o geceyi, Milli Güvenlik Konseyi bildirisine aykırı davranmak suçundan karakolda geçirmeniz için yeterli bir suç sayılabiliyordu. Bilmeyenler, yaşamayanlar veya yaşadıklarının farkına varamayanlar için abartı gibi gelecek ama; denizin, gökyüzünün veya sevgilinizin mavi gözlerinden söz etmek bile o korkunç suçun kapsamında sayılabiliyordu. Ne zaman? Oy pusulasında hayır oyunun mavi, evet oyunun beyaz olduğu, 12 Eylül Anayasasının 1982 de askeri dikta altında referanduma sunulduğu dönemde. O anayasanın halk oyuna sunuluşu ve propaganda sürecinde, sadece Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olarak Kenan Evren konuşuyor ve hiç kimsenin aleyhte konuşma hakkı olmadığı için, 3 kişinin bir araya gelerek "Hayır" demesi bile korsan gösteri sayılıyordu. Şimdi hapis veya gözaltı yok, sözüm ona herkes de konuşuyor ama, herkes yarınlarına yönelik inanılmaz bir tehdit altında. Toplumun her kesimi işvereni, işçisi, memuru ile bütün halk bir şekilde bu tehditten nasibini alıyor. Herkesin "Evet" veya "Hayır" deme hürriyetinin olduğu, hiç kimsenin tercihini açıklamaya zorlanamayacağı demokratik bir ülkede yaşadığını sanarak "Biz tarafsızız" diyen bir işveren kuruluşuna, Sayın Başbakan miting meydanından sesleniyor; "Bitaraf olan, bertaraf olur!". Affınıza sığınarak, belki anlayamayanlar olur düşüncesiyle biraz daha açık ifade etmek istiyorum. Sözün anlamı şu; ben tarafsızım diyen yok olur. Yani; "Yok ederiz" diyor Sayın Başbakan. Devlet Bakanı Egemen Bağış, "Anayasa'ya hayır diyenin ya aklından zoru vardır, ya da vatan sevgisiyle sıkıntısı vardır. Tuzu kuru olanlar, terörden beslenenler, terör örgütleriyle işbirliği içerisinde olanlar hayır diyorlar" diye sıralıyor. Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, "Referandumdan hayır çıkarsa, iş adamları beni aramasın" diyor. Mitinge katılmak kaydıyla idari izinli sayılan memurlarla ve kamu çalışanlarıyla doldurulmuş miting meydanında, güya sendika yöneticilerine sesleniyor Sayın Başbakan; "Hem hayır diyeceksiniz, hem toplu sözleşme isteyeceksiniz yok öyle yağma!..". Şimdi sormak istiyorum; bu baskının, askeri darbe döneminde yürütülen "Evet" kampanyasından ne farkı kaldı ki? Haydi o kampanya darbeciler için, Kenan Evren ve cuntası için bir hayat- memat meselesiydi. Oylamada anayasaya verilen "Evet" oyları, aynı zamanda Kenan Evren' in Cumhurbaşkanlığına da "Evet" demek anlamına geliyordu. Peki bu referandum kimin için bir hayat - memat meselesidir? Bu referandum kimleri bir yere taşıma veya kimleri bir şeylerden koruma malzemesidir ki; "İyi vatandaş sayılmanın, işini yapabilmenin, aşını temin edebilmenin, neredeyse ülkede yaşayabilmenin tek ölçüsü "evet" demekten geçer hale gelmiştir. Gerçekten de anlaşılmaz bir şekilde, telafisi olmayan toplumsal yaralara yol açacak bir çılgınlığa dönüşmektedir bu referandum kampanyası. Gündeme her gün yeni bir bomba düşüyor ve kalkan toz dumandan göz gözü görmüyor. Referandum kampanyası başladığından bu yana "Hayır" diyenleri, kadın doğum uzmanı edasıyla "Ruh ikizi, ruh üçüzü, ruh beşizi …v.s" diye niteleyen iktidar sözcüleri, medyaya düşen ve İmralı'daki bölücü başına atfen yayınlanan "Hükümetle anlaştık. Eylemsizlik kararı aldık ve "Evet" kampanyasını destekliyoruz" şeklindeki bir haber üzerine çılgına döndüler. Sayın Erdoğan, miting meydanlarında ve kameralar önünde; bu haberleri asılsız iftiralar ve bu iddiaları haber yapanları da şerefsizlikle suçluyor. İyi ama bu iddiayı ortaya atan ve böyle bir görüşmenin yapıldığını beyan eden muhalefet değil ki. Bizzat terör örgütü sözcüleri ve onların siyasi uzantıları konumundaki BDP sözcüleridir. Velhasıl, bir tuhaf curcunadır almış başını gidiyor. 28 yıl önce yapılanın da adı referandumdu 12 Eylül 2010 da yapılacak olanın da adı referandum. Halkın "Evet" veya "Hayır" deme hürriyetinin önündeki en büyük engel; 28 yıl önce darbe yönetiminin zulüm ve baskılarıydı, bugün iktidarın yarına yönelik tehdit ve şantajlarıdır. Keşke bu kampanya bu kadar gerginleşmeseydi. Keşke bu kampanya bu kadar çirkinleşmeseydi ve keşke bir iktidar dayatması olarak değil de toplumsal bir mutabakat metni olarak halkoyuna sunuluyor olsaydı. Ama olmadı, oldurulmadı. Sevgi ve saygı yerine "Sövgüyü" tercih eden, siyasi rakiplerini "Ellerini sıkmaya bile değer bulmam, isimlerini bile zikretmeye değer bulmam" gibi çirkin ve incitici bir iktidar anlayışıyla tepeden bakan bir hükümetin, bu toplumsal mutabakatı sağlaması elbette mümkün değildi. Bütün temennim odur ki; 12 Eylül günü yapılacak olan referandumun, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti için hayırlara vesile olsun. Bu temennideki "Hayır" ın, referandumda kullanılacak olan "Hayır" oyuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Muazzez Ersoy da ne güzel söylüyor; "Senin en güzel yerin, Kahverengi gözlerin…" İnanın çok sevdiğim bu şarkının da referandumda kullanacağım "Hayır" oyuyla hiçbir ilgisi yoktur. Öküz altında buzağı arayanlara duyurulur…


Bu haber toplam 1421 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim