• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Sakarya : 13 °C

Özür dilenmelidir!

Zihni Açba

. Son günlerde her kesimden insanımızın dilinde olan şu “Öğrenci Evleri” meselesinden bahsettiğimi herhalde anlamışsınızdır. Bilindiği üzere nasıl ve nereden aklına estiği anlaşılmaz bir biçimde, partisinin Kızılcahamam kampında Başbakan Erdoğan’ın yaptığı bir açıklama, ortalıkta adeta bir kızılca kıyametin kopmasına sebep olmuş ve ne ilginç bir tesadüftür ki her defasında olduğu gibi, kopan bu kızılca kıyameti Sayın Başbakan yine yurt dışından takip etmiştir. 

Toplum olarak son yıllarda ciddi bir unutkanlık ve görmezden gelme marazına duçar olduğumuz için, geride bıraktığımız haftaya yönelik bir hafıza tazeleme gereği duyuyorum. 3Kasım 2013 günü Başbakan’ın, AKP’nin Kızılcahamam’da düzenlenen 21. İstişare ve Değerlendirme kampının kapanış konuşmasında yaptığı açıklamalar, gündeme bomba gibi düştü. Nasıl denk gelmişse 4 Kasım günü de Sayın Başbakan Kuzey Avrupa seyahatine çıktı. Kendisi yurt dışında bulunduğu için, daha önceleri olduğu gibi bu defa da AKP’nin tevil ve düzeltmelerle görevli ağızları devreye girdi hemen. İlk olarak Başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç, Başbakan’ın açıklamasına dair kendisine yöneltilen soruyu “Her zaman olduğu gibi asparagas ve yalan bir haber” sözleriyle cevaplamış ve soruyu soran basın mensuplarını yalan habercilikle itham etmiştir. İnanıyoruz ki; Başbakan’ın böyle anlamsız ama bir o kadar da tehlikeli bir açıklama yapabileceğine Sayın Arınç da ihtimal vermemiştir ve bu sebeple de yok böyle bir şey demiştir. Ama ne yazık ki vardı böyle bir şey ve Sayın Başbakan yeni bir kargaşanın, yeni bir toplumsal gerilimin ve bazılarının kendilerine durumdan vazife çıkartma vasatını bulacakları bir sürtüşme ortamının fitilini ateşlemişti. 
Arınç’ın ret çıkışı sonrasında, Meclis Başkanı Sayın Çiçek’ten tek cümlelik bir yorum geldi. “Demokratik ülkelerde, bir fiil yasak değilse serbest demektir.” diyordu Sayın Çiçek. Aslında bu ifadenin altında, dolaylı bir itiraf da mevcuttu bize göre. Sayın Başbakan’ın öğrenci evlerine yönelik açıklamalarında kullandığı “Buralarda nelerin olduğu belli değil. Karmakarışık, her şey olabiliyor…” şeklindeki ithamlarında kastedilen “Belli olmayan şeyler”, bizzat bizim iktidarımızda yasak olmaktan çıkartıldı diyordu belki de Sayın Çiçek. 
Ardından yine Sayın Başbakan’ın “Aslında ne demek istediğini anlama” uzmanı ve açıklama görevlisi olan AKP sözcüleri dizildi televizyon ekranlarına. Her biri kendi kabiliyeti nispetinde bir anlam yükledi Başbakan’ın sözlerine. Ama hiç birisi çıkıp da bu sözlerin yanlış olduğunu, bir Başbakan’ın ülkesinin genç kızlarını potansiyel fahişe adayı, genç erkeklerini potansiyel kadın satıcısı gibi gösterecek ifadeler kullanmaya hakkı olmadığını söylemedi, söyleyemedi. Sözüm ona işaret edilen barınma sorununun son on yıldır AKP Hükümetinin izlediği yanlış eğitim politikaları ve tamamen siyasi faydacılık anlayışıyla, hiçbir alt yapı oluşturmadan uygulamaya konulan “Her ile bir üniversite” uygulamasının sonucu olduğunu dile getiren de olmadı. 
Kim ne derse desin kuyuya atılan bu taş, öyle çok kolay çıkartılacak cinsten bir taş değildir. Sayın Başbakan, bugünden yarınlara taşınacak olan bu kargaşayı, ilk planda önlemek ve engellemekle yükümlü olan kişidir. Yukarıda da işaret ettiğimiz tarzda durumdan vazife çıkartarak, Taksim’deki “Döner bıçaklı adam” modeli tipler sokak aralarında “Ahlak zabıtası” modunda dolaşmaya başlarsa, asılsız ihbarlarla suçsuz günahsız insanların yaşadıkları evler basılmaya başlanırsa, bunun sorumlusu herhalde Sayın Başbakan’dan başkası olmayacaktır. 
Elbette toplumsal ahlakı bozacak, Türk toplumunun çekirdek yapısını teşkil eden aile yapısını bozacak, milli ve manevi değer ölçülerimizi zedeleyecek davranışları engelleyecek tedbirleri almak, devletin görevidir. Ancak bunun yolu, en yetkili ağızdan ulu orta kendi vatandaşlarını itham etmek ve zan altına sokmak değildir. Ümit ediyor ve diliyoruz ki; korktuğumuz boyutlara ulaşmadan son bulur bu çirkin gündem. Aksi halde çok alçaltıcı, çok incitici ve yaralayıcı boyutlara ulaşması kaçınılmaz olacaktır. Sergilenen bu yaklaşımı ve kullanılan ifadeleri; “Aslında şöyle demek istedik – Esasen bizim kastımız ruhsatsız, iskânsız binalardı veya kastettiğimiz örgütsel birlikteliklerdi…” v.s gibi tevillerle, bu rezaletin üzeri örtülemez. Çirkin bir zan ve itham altında bırakılarak, komşularının şüpheli bakışları altında evlerine girip, çıkmaya mahkûm edilen gençlerimizden özür dilenmelidir. 
 

 

Bu yazı toplam 945 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim