• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Sakarya : 4 °C

Miraç, peygamberimiz göklere bedeniyle mi çıktı?

Miraç, peygamberimiz göklere bedeniyle mi çıktı?
Medyabar Köşe Yazarlarından Hasan Karagüzel yazdığı yeni köşe yazısında Miraç Kandili'ne yer verdi...

Recep ayının 26 sını 27 ye bağlayan gece, Mirac hadisesinin yıl dönümü olduğu tahmini ağır basmaktadır.

Çok uzun anlatılmaya muhtaç olan Mirac konusunu özetin özeti olarak siz okurlarımın istifadesine sunmak istiyorum.

Kur'an'da mirac kelimesi geçmez.

Miraç denince akla ilk gelen, Peygamberimiz Göklere çıkmasıdır.

En önemlisi de Peygamberimiz, bedeniyle mi göklere çıkmıştır? Sorusudur.

Hemen söyleyeyim ki halk arasında ki inanışa göre, bedeniyle çıkmıştır.

Bu soruyu ele almadan önce konumuzla ilgili iki terimi açıklamak istiyorum.

Mirac, sözlükte uruc kökünden türemiş ismi alettir. Yukarı çıkma vasıtası, merdiven demek olup terim olarak Hz. Peygamberin göğe yükselişini ve Allah ın katına ç

İsra ise seyr kökünden türemiş olup geceleyin yürüme, gece yolculuğu yapma manasınadır. Dini terim olarak İsra ve Mirac, Hz. Peygamberin Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya, oradan da göğe yaptığı yolculuğu ifade eder.

Mirac, sadece Resulüllah-ın müşahedesi olup Kur'an ve hadis-in haber vermesiyle bilinmektedir. Resulüllah'ın amcası Ebu Talib ile hanımı Hz. Hadicenin vefatı, ayrıca maddi-manevi eziyetlere maruz kaldığı Taif seferi dönüşünün ardından gerçekleşen mirac olayının ona Allah tarafından lütfedilen manevi bir destek olduğu açıktır.

Yaygın kabule göre Mirac, Peygamberliğin 12.veya 13. yılında, Muhammed Hamidullah'a göre bisetin 9. yılında (bak. İslam Peygamberi C.I,S.92) vuku bulmuştur. En sahih kabul edilen rivayet I.ve II. Habeşistan hicretlerinden sonra Hz. Hatice ve Hz. Ebu Talib in vefatlarını takip eden dönemde hicretten bir yıl önce meydana geldiği şeklindedir (İbn Kesir, es-Sire II.93,107). Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta, bu haberlerde mevcut ayrıntılı tasvirler arasında zayıf rivayetlerin bulunduğu bildirilmektedir (İbn Kesir Tefsirul Kur an III,22).

Buharinin 'el-Camiuss sahih'inde(Salât I.Bed'ul halk,6,Tevhid 37) yer alan hadislere göre "bir gece Hz. Peygamber Kâbe nin avlusunda, diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühan ın evinde uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken Cebrail yanına geldi göğsünü yardı ve yüreğini çıkardı sonra iman dolu altın bir leğen getirildi, kalbi onun içinde yıkandı ve dolduruldu, sonra tekrar yerine konuldu. Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs'e götürdü. Rasülüllah burada bazı Peygamberlere imam olarak namaz kıldırdı".

Başka bazı rivayetlere göre " Hz.Peygamber önce Mekke den göklere yükseldi, dönüşte de Kudüs teki Mescid-i Aksa ya götürüldü?."

Söz konusu hadislerin baş kısmında miracın Hz. Peygamber "uyku ile uyanıklık arasında" bir durumdayken başladığını, uyandığında kendisini Mescid-i Haram da bulduğunu belirten ifadeler dolayısıyla (Buharideki bir rivayetin sonunda "Tevhid 37, Taberi, XV.,5" Peygamber uyandı ki Mescid-i Haram dadır" denilmektedir) bu olayın bedenle mi yoksa ruhen mi olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır(Taberi XV.5,İbn Kesir V.40-41)

Müfessirlerin çoğunluğu mirac-ı Hz. Peygamberin hem bedeniyle hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak kabul etmişlerdir. İkinci bir grup ise bunun tamamen ruhsal olduğu görüşündedir. Bu ikinci grup arasında özellikle, "O, yalnızca ruhu ile seyahat etti ve bedeni yerinden hiç ayrılmadı" diyen eşi Hz. Aişe ile Muaviye, tartışmasız şekilde onlarla aynı görüşü benimseyen sonraki kuşaktan büyük insan Hasan-i Basri ve çağdaş birçok müellif de İsra ve Mirac-ın ruhen gerçekleştiği kanaatindedirler.

Mirac-ın bedenle olduğunu ileri sürenlerin delillerini zayıf bulan Şibli Numani İsra süresinin ilk ayetinde yer alan "Abd" kelimesinin ruha atfedilebileceğini söylerken ayrıca Mirac olayında geçen Mescid-i Aksa nın dışındaki mekân ve hadiseler bu varlık alanında değil ruhani âleme aittir der.

Muhammed Hamidullah da rivayetlerde geçen "uyku ile uyanıklık arasında bir durumda idim" ifadesinden hareketle bu seyahatin Hz. Peygamberin tam şuur halinde fakat ruhunun hâkimiyeti altında gerçekleştiğini söyler(İslam Peygamberi I,92).

İsra ve Mirac-ın Hz. Peygamberin hayatında kaç defa gerçekleştiği, rivayetlerde ortaya çıkan tarih, tasvir ve bilgi farklılıkları sebebi ile önemli yer tutar. Bazılarına göre İsra, biri uyanıkken diğeri uyku halinde olmak üzere iki defa meydana gelmiştir. Diğer bir görüş ise, her ikisi de uyanık halde bedenle olduğu yöndedir. Bunlardan ilki Mescid-i Aksa ya, diğeri önce Mescid-i Aksa ya, oradan da semaya kadar olanıdır. Bir kısmına göre üç defa veya daha fazla meydana gelmiştir. İsra nın bir defa uyanıkken bedenle, Mirac-ın ise bir defa ruhen gerçekleştiği tellakkısi de mevcuttur. Ancak çoğunluğa göre her ikisinin de aynı gecede vuku bulduğu yöndedir. İbn Kayyim el-Cevziyye, ihtilafın zayıf nakilcilerden ileri geldiğini söyledikten sonra Mirac-ın birden fazla vuku bulduğu kabul edilirse her defasında elli vakit namazın farz kılınmasını açıklamanın mümkün olmadığını kaydeder (Zadül mea'd,III.42).

Mirac hadisesinde önemli yer tutan Mescid-i Aksa nın hangi Mescid olduğu ayetlerde açıklanmamış, sadece çevresinin mübarek kılındığı belirtilmiştir. Mescid-i Aksa nın "uzak mescid" anlamına geldiği hâlbuki Kur'an da Filistin için أَدْنَى الْأَرْضِ "ednel arz" (en yakın yer) ifadesinin kullanıldığı (er-Rum,30/3) belirtilerek Mescid-i Aksa nın semavi bir mescid olması ihtimali üzerinde durulmakla birlikte (M.Hamidullah I.93), söz konusu mabedin tarihi bir gerçekliğinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Şu halde "en uzak mescid"(el-Mescidul Aksa) Kudüs'te olmamalıdır. Öte yandan Kudüs'te eski mabed (Süleyman mabedi) İslamiyet ten çok önce ortadan kaldırılmış, şimdiki Mescid-i Aksa ise henüz yapılmamıştı (a.g.e I.107?108). Müslümanlar bugünkü Mescid-i Aksa yı hicri 66?73 yıllları arasında inşa etmişlerdir. 

Yeterli psikoloji bilgisine sahip olamamaları normal olan ilk dönem Müslüman kelamcılar yalnızca iki ihtimal tasavvur edebilirlerdi:

Ya fiziksel bir olay ya da bir rüya. Onlar bu muhteşem olayların salt bir rüya âlemine hapsedilmeleri halinde anlamlarını büyük ölçüde yitirebileceklerini haklı olarak düşündüklerinden gayri ihtiyari olarak fiziksel terimlerle yorumlamayı tercih ettiler ve Hz. Aişe, Muaviye ve Hasan-i Basrinin karşıt görüşlerine rağmen bu tavrı heyecanla savundular. Ancak şimdi biliyoruz ki rüya, fiziksel gerçekleşmenin tek alternatifi değildir. Modern psikologların bazı gözlemleri, insan ruhunun canlının bedeninden geçici olarak "kopması" ihtimalini ? tarihin başından beri bütün dinlerin mistikleri (mutasavvıfları) tarafından ileri sürülen bir ihtimal ? doğrulamıştır. Böyle geçici bir kopma durumunda ruh veya can, zaman ve mekânı serbestçe aşabilir. Ancak bütün tecrübeleri, benzeri bir tecrübeyi hiçbir zaman yaşamamış olan insanlara anlatmak gerektiğinde, yaşayan şahıs ? bu durumda Hz. Peygamber ? mecazi (figüratif) ifadeler kullanmak zorunda kalmaktadır.

Hz. Peygamberin mirac mucizesini ruhsal olarak gerçekleştiğini, bedeninin yerinden ayrılmadığını ileri sürenler (Hz. Aişe ve Muaviye dahil) miracın rüya halinde vuku bulduğunu söylememişlerdir. Sadece fiilen gece yolculuğuna (isra) çıkan ve sonra da göğe yükselen (mirac) Hz. Peygamberin ruhu olduğunu ve böylece ruhun ancak ölümden sonra (ayrılma) şahid olacağı şeyleri, hayatta iken gördüğünü kastetmişlerdir.

Hz. Peygamberin miracdan önce Mekke'den Kudüs'e yaptığı gece yolculuğu (isra) Kudüs'ü manevi yurt edinmiş eski peygamberler tarafından tebliğ edilen aynı İlahi mesajın bir devamı olduğunu göstermek amacındaydı. İsra sırasında Hz. Peygamberin Mescidi Aksa da öteki bütün peygamberlere namaz kıldırdığını söyleyen meşhur hadisler, Hz. peygamber tarafından tebliğ edilen İslam'ın insanın dini gelişmesinin tamamlanmasını ve mükemmelliğe ulaşmasını temsil ettiği ve Hz. Muhammedin Allah'ın elçilerinin en sonuncusu ve en büyüğü olduğu inancını mecazi bir şekilde ifade etmektedir. (DİA 'mirac'mad. M. Esed 'Kur'an Mesajı'c.3,Diyanet 'Kur'an Yolu'İsra süresi).

İsra ile ilgili hadisler son derece benzetme tasvirlerden kaynaklanmaktadır. Bu tasvirler o kadar bariz şekilde semboliktirler ki fiziksel terimlerle yapılacak bir yoruma asla imkân vermezler. Meselâ, bir hadise göre (İbn Kesir de Enes'den naklen) Ölmüş olan hiçbir kişinin namaz kılması mümkün değilken Hz. Musa'yı kabrinde ziyaret eder ve onu namaz kılarken bulur. Yine Enesden rivayet edilen başka bir hadis'te (Karş.Fethul-Bari.VII,158), Hz. Peygamber, isra esnasında nasıl yaşlı bir kadınla karşılaştığını ve Cebrailin; "Bu yaşlı kadın ölümlü dünyadır" dediğini anlatır. Ebu Hureyreden rivayet edilen başka bir hadis'e göre ise (aynı kaynak) Hz.Peygamber, "tohum eken ve biçen insanların yanından geçti; ekini her biçtiklerinde (bitki) yeniden büyüyordu. Cebrail: "Bunlar Allah yolunda savaşanlardır (mücahidûn)" dedi. Sonra kafaları taşlara çarpıp parçalanan insanların yanından geçtiler. Kafaları her parçalandığında hemen yeniden tamamlanıyordu. Cebrail: "Bunlar kafalarında ibadetten bir eser olmayanlardır." dedi? Sonra bozulmuş çiğ et yiyip pişmiş olarak tüküren bir gurup insanın yanından geçtiler, Cebrail onlar için: "Bunlar zina edenelerdir" dedi." 

Mirac ile ilgili meşhur bir hadis'te (Buhari tarafından nakledilmiştir) Hz. Peygamber, başından geçenleri şu sözlerle anlatır; "Kâbenin yakınında (Lafzen "hicr" de) uzanmış yatarken bir melek geldi, göğsümü yardı ve yüreğimi çıkardı ve sonra iman dolu altın bir leğen getirildi, Kalbim (onun içinde) yıkandı ve (nurla) dolduruldu, sonra tekrar yerine kondu?" Bu hadis göstermektedir ki, soyut bir kavram olan "İman" dan bu şekilde söz eden Hz.Peygamberin bizzat kendisi miracın bu başlangıcını ve dolayısıyla miracın kendisi ve tabii ki İsra'yı tamamen ruhsal tecrübeler olarak görmüştür.

İslamiyetten önce cahiliye zamanında Araplar arasında tarih tutma alışkanlığı olmadığı için mirac olayının ne zaman meydana geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Gün tarihi kesin değilse de, kesin olarak bilinen, Miracın hicretten önce Mekke de meydana gelmiş olmasıdır. Bir başka ihtilaf ta bu yolculuğun nereden başladığı hakkındadır. Bir görüşe göre Kâbe de Hıcr denen yerden, diğer bir görüşe göre ise Peygamberimizin amcası Ebu Talibin kızı Hz. Ali'nin kız kardeşi Ümmühan'ın hanesinden olduğuna dairdir.

Bu gecede namazın 50 vakitten Hz. Musanın yönlendirmesiyle 5 vakte indirildiği inancı Yahudilikten geçen bir inanıştır ve sahih değildir. 

Bu yolculukta Hz. Peygamberin, beş vakit namaz, şirkten başka bütün günahların affedilebilinir olduğu ve Bakara süresinin son âyetleri olmak üzere üç hediye ile döndüğü pek çok kitaplarda anlatılır; ancak şu sebeplerden dolayı bu mümkün değildir:

a- Günde elli vakit namazın emredilmesi لا يكلف الله نفسا الا وسعها "Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.." (Bakara,286) âyetine aykırıdır. Zira 50 vakit namaz kılmak, bir namazı bitirmeden öbür namazın vaktinin girmesi ve 14-15 dakika ara ile namaz kılmak:

تكليف ما لا يطاق "Teklif-i mâ lâ yutâk"='Güç yetirilemeyeni teklif etmek' olur ki bu, Allah'a yakışmaz.

b- Allah, abesle iştigal etmiş olur. Allah, sonunda beş vakit olacağını bildiği namazı baştan neden elli vakit emretsin?

c- 'Elli vaktin ümmet'e ağır geleceğini Musa a.s. bildi de Hz. Muhammed bilemedi' olur ki bu da mümkün değildir.

d- Bakara süresinin son âyetleri mirac gecesi indi denmektedir. Hâlbuki Bakara süresinin tamamı Medinede nazil olmuş, mirac hadisesi ise ondan önceki dönem olan Mekke döneminde meydana gelmiştir..

e- Şirk'ten başka bütün günahların afv edileceği bu gece bildirilmiştir deniyor. Hâlbuki o âyet ان الله لا يغفران يشرك به و يغفر ما دون ذلك لمن يشاء "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar".Nisa süresi 48.Ayet olup Medine dönemine aittir.

f- Necm süresi 8-9.ayette geçen فكان قاب قوسين او ادني /ثم دنا فتدلي "Sonra (Cebrail Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu" âyetleri'nin İsra gecesi ile ilgili olduğu söylenmektedir. Hâlbuki Necm süresi iniş sırasına göre 23, İsra süresi ise 50.suredir. Bir olayı vuku bulmadan anlatmak ne derece doğru olabilir? Âyette işaret edilen Allah c.c. ile Muhammed a.s. olmayıp Cebrail ile Muhammed a.s.olduğu bir sonraki 10.âyette geçen فاوحي الي عبده ما اوحي " (Allah) kuluna ne vahyetti ise (gerekeni) vahyetti" sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır.

Ayrıca çeşitli rivayetler de Resülüllah'ın bu yolculuğuna inanmayanların Mescid'i Aksa'nın kaç pençeresinin olduğu, kapısının hangi tarafta olduğu gibi sorular sordukları, bu sorular karşısında Hz. Muhammed'in zorlandığı, Allah'ın lütfu sayesinde Mescid'i Aksa'nın bir film şeridi gibi Peygamberimizin gözünün önüne geldiği, ona bakarak sorulara cevap verdiği v.b.anlatılmaktadır. Hâlbuki o esnada Mescid'i Aksa yerinde yoktur, zira Süleyman mabedi islâmiyetten çok önce ortadan kaldırılmış, şimdiki Mescid'i Aksa ise henüz yapılmamıştı. Müslümanlar, hicri 66-73 yılları arasında bugünkü Mescid'i Aksa'yı inşâ etmişlerdir.

Kur'anda mirac kelimesi geçmez. Mirac, insanın fevkalade bir hal alması, ruhun yükselmesi demektir. Ruhunu yükseltmek isteyen insan her an, bilhassa namaz esnasında mirac halindedir.

Yüce Yaratıcı dünyanın ve dünyada olanların sistemini, düzenini koymuştur; buna da "sünnetüllah"(Allah kanunu) demiştir. " Allah'ın düzeninde bir değişikliğin olmayacağını" da bize bildirmiştir(el-Ahzab 33/62)

Bunca ifade ve kaynaklar ışığında diyoruz ki: Mirac'ın cesetle beraber (meal cesed) olması sünnetullah'a ters düşer, bunun ötesindeki mirac'ın mahiyetini Allah tan başka kimse bilemez.

Arzum odur ki, mümtaz dinimizle ilgili doğrular, yanlışlardan ayırt edilsin. Yanlış bilgi, inanç kirliliğini doğurur. Yüce dinimiz, yanlış bilgilerle, hurafelerle, "İndirilen Din" olmaktan çıkmış, uydurulan din haline gelmiştir maalesef. İstedim ki pek çok konuda olduğu gibi bu konudaki yanlışlıkların okuyucularım farkına varsın.

Her namazınızda tam bir mirac ruhu halinde olmanız temennisiyle sizleri tebrik ediyor, selâmlıyorum.
 

Bu haber toplam 1064 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim