• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Sakarya : -7 °C

Kutlu Doğum'da Hoş Olmayan Acı Gerçek

Kutlu Doğum'da Hoş Olmayan Acı Gerçek
Emekli İmam Hatip, Eski Sakarya Vaizi Araştırmacı Yazar Hasan Karagüzel, Cuma yazısında Kutlu Doğum Haftası ile ilgili bir yazı kaleme aldı

Kutlu doğum kutlamalarından memnun musunuz diye bir soru sorsam bu işin gerçek mahiyetini bilenlerden müsbet bir cevap alamayacağım şüphe götürmez bir hakikattir.

Hemen söylemeliyim ki bir hafta Peygamberimizi ona ait olmayan rivayetlerle anarak değil, 52 hafta yani ömür boyu onu gerçek kaynaktan anlayarak ve onun yanındaymış gibi samimiyetimizi ortaya koymalıyız.

Peygamberimiz as, Ashab-ı Kiram, Emevîler ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Rebiulevvel ayının on ikinci gecesi olan Mevlid kandili, ilk defa hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır'da, Şii Fâtimî Devleti döneminde kutlanmaya başlamıştır. Eyyûbîler döneminde birçok tören ve bayram kaldırılmış olduğundan Mevlid kutlamaları Erbil Atabegi Begteginli Muzafferuddin Kökböri (ö. 629/1232) tarafından büyük törenlerle yeniden kutlanmaya başlamıştır.

1989 yılından beri 20 - 27 Nisan tarihleri arası kutlu doğum haftası olarak kutlanır. Rebiül-evvel ayının 12. Gecesi Mevlid gecesi ise 13.yy'dan beri kutlanmaktadır.

Size konunun ilmi yönünü izah ediyorum, bunu kutlanmasın manasına almayın lütfen. Kutlanmasına karşı değilim, karşı olduğum noktaları size Kuran perspektifinde izah etmeğe çalışacağım.

Gerçekten Kutlu Doğum Programlarından Memnun muyuz?

Şahsen ben memnun değilim, sebebi ise,

Kutlamalarda hedef nedir?

Peygamberimizi ve Allah'ın Ona tebliğ görevi verdiği İSLAM DİNİ ni hurafelerden uzak, gerçek veçhesiyle tanıdık mı?

Bunca yıldır kutlamalardan bu doğrultuda ne öğrendik?

Daha birçok soruyu sorabileceğim bu konulara maalesef müsbet cevap alınamayacaktır.

Bunca emekler, harcamalar hedefe ulaşmamaktadır, üzgünüm.

Günümüz kutlamalarında maalesef keyfiyet değil, kemmiyyet ön plandadır.

Yurdumuza has Kutlu Doğum Haftası bunca yıldır kutlandığı halde Peygamberimizle ilgili ne öğrendik diye bir soru sorsam karşılığı koskoca HİÇ olacaktır.

Aslında HİÇ değil, masallar, hikâyeler öğrendik, öğrettik.

Hem hava üzre döşendi bir döşek

Adı sündüs döşeyen onu melek

........................................................

İndiler gökten melekler saf saf

Kabe gibi kıldılar evim tavaf

gibi daha neler neleri, aslı astarı olmayan hayal mahsulü şeyleri güzel seslilerden halka dinletmeyi marifet zannettik.

Bu uydurma bilgilerle kişilerde oluşacak yanlış din algısından rahatsız olmadık maalesef.

Halkı aldatmakla görevimizi yaptığımız vehmine kapıldık.

Peygamberimize aidiyeti olmayan bir takım rivayetler anlatılır çoğunlukla.

Hem de Kurana aykırı rivayetler.

Peygamber hiç Kurana aykırı bir şey söyler mi?

Peygamberime iftira atılır, Onun doğum günü kutlanılan günlerde.

Peygamberi, Kurandan değil de uyduruk rivayetlerden tanıttılar bize.

Kuranı anlamadığımız içindir ki Peygamberimizi de anlamadık, tanımadık.

Kuranı yıllarca okuduk, defalarca hatmettik ama anlamadık.

Dünya üzerinde en çok okunup anlaşılmayan tek kitap Kuran dır.

Tıpkı bunun gibi, dünya üzerinde en çok sevilen fakat tanınmayan insan da Peygamberimiz dir.

Sakal bırakmayı, Arabistan iklimine uygun fistan giymeyi, baston taşımayı, sarıklı namaz kılmayı sünnet zannettik de Peygamberin hayatını, ahlakını öğrenip uygulamayı göz ardı ettik.

Ona uymanın teşekkül (şekil) ile değil tehallük (ahlak) ile olacağını aklımızdan geçirmedik.

Kutlu Doğum Haftalarında havai fişekler atmakla, güzel sesli mevlidhanları okutmakla, kalabalıklar oluşturup içi boş bir o kadar da hamasi konuşmalarla kalabalıkları coşturmakla vazifemizi yaptığımızı zannettik.

Peygamberimiz, insanüstü bir varlık haline getirilerek, hayatı bizler tarafından yaşanılamaz bir ütopyaya dönüştürülen anlayış, peygamberi uçurup buharlaştırmış ve onun hayatını ütopya haline dönüştürmüştür.

Peygamberi sıradan bir insanmış gibi gören, onu bir postacı seviyesine düşüren ve onu devre dışı bırakan anlayışla onu göklere çıkaran, günahkarları cehennemden çekip çıkaracak anlayışı aslında birbirlerine yakın yanlış olup ifrat ? tefrit olan sakat anlayışlardır.

Hz. Peygamber yirmi üç yıllık peygamberlik hayatında sanki hiç konuşmamış gibi, onun sözlerini bir iki cümleden ibaret saymak yanlış olduğu gibi her gün devamlı konuşan ve milyona varan hadisleri söyleyen haşa hiç susmayan konumuna getirmek de fevkalade yanlıştır.

Peygamber (as) bizim için rahmet olarak gönderilmiş bir Peygamberdir. Kendisine yalan uyduranlar için şöyle demiştir:

?"Benim hakkımda yalan söyleyen, yalan uyduran cehenneme girer." (Buhari, ilim:39)

?"Bile bile bana yalan isnat eden, cehennemde yerini hazırlasın." (Ebu Davut, İlim:4)

Burada dikkate alınacak şey, sözlerinin Kurana uygun olup olmamasıdır.

Kurana uygun olmayan ifadelerin onun ifadesi olması imkânı yoktur.

Bunu tespit edip ayrıştırmak, başta Diyanet İşlerinin görevidir ama ne gezer!

Onlar başka şeylerle meşgul.

Hz. Peygamberin söylediği her söz ve davranışın dayanağı Kur'ân'dır. O, Kur'ân'a aykırı ve ona ters düşen bir şeyi ne söylemiş ve ne de yapmıştır.

Allahın resulünü Allaha paralel hale getirdiler.

Kurana sünneti şerik koşarsanız, Resulüllahı da Allaha şerik koşmuş olursunuz.

Bu anlayışa sahip olanları görmüyor muyuz?

Muhammed, eşittir Allah diyorlar.

YouTube şu anda kapalı, açıldığında Googul'a: "Muhammed eşittir Allah" yazın bakın karşınıza neler çıkacak?

Peygamberimizi en iyi bilen Yüce Allah onu bize nasıl tanıtıyor, bir bakalım:

... قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ

"De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Şu kadar var ki bana, ilahınızın sadece bir tek ilah olduğu vahyediliyor.." (18 Kehf 110).

Allah bize peygamberi örnek almamızı tavsiye ediyor.

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا



"Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir" (33/ Ahzab 21).

Buharlaşmış, ışınlanmış, uçan biri örnek alınır mı?

Örnek alınması için bizim gibi olacak, yeryüzünde iz bırakacak.

Yerde iz bırakması için yerde yürüyecek gökte değil.

Onu izlemek için onun yerde yürümesi lazım.

Onu izlemeği dert edinmeyenler için söylenecek bir şey yok.

Ahzab süresi 45-46. Ayetlerde Allah, peygamberin sıfatlarını sayarken şöyle der:


يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا


"Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah?ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik".(33/ Ahzab 45-46).

Ona ait olduğu kesin olmayan sakalının tellerine saygı gösterilir, o tellerin saklandığı şişe yahut bohçalar saygıyla öpülür de onların asıl sahibi olan Hz. Peygamber ve onun sünneti, gereği gibi tanınmaz.

Hırka-ı şerifine ve diğer eşyalarına saygıdan daha fazlasını onun kendisine göstermemiz, ona ümmet olmamızın gereğidir. Unutmayalım ki Peygamber döneminin baş münafığı Abdullah b. Übey'in cesedi, oğlunun isteği üzere Hz. Peygamberin hırkasıyla kefenlenmiştir. Ama bu hırkanın ona bir faydası olmayacaktır. Peygamberin yolunda gitmeyenlere de Peygamberin eşyaları bir şey yapamaz.

Hılye-i Saadeti/ Şemâil-i Şerifine saygı: Hz. Peygamberin güzelliklerinin, isimlerinin, onun râşid halifelerinin ve ehl-i beytinin isimlerinin yazılı olduğu tablolara hılye denir.

Peygamberimiz bir yana, halifelerinin ve torunlarının adlarının ibadethanelerimizde ne işi var diye sormadık, sorgulamadık.

Bize onu tanıtan şemâil-i şerifler, onu örnek ve model almak için okunmalıydı. Onun Kur'ân ahlakı, bizim ahlakımız olmalıydı. Güvenilirliği, dürüstlüğü, vefakarlığı, fedakarlığı, yardımseverliği, dostluğu, adaletseverliği, aydınlatıcılığı, hayası, edebi, zühdü, takvası ve diğer tüm güzellikleriyle o, bizlere örnek olmalı, hayatımıza misafir olmalıydı.

Na't-ı Şerif ve Mevlid-i Şerîfine saygı. Onu anlatan pek çok güzel şiir yazılmıştır ki bunlara Na't adı verilir. O'nun için yazılan mevlidler de bu cümledendir.

Onu medh ederken cahilce-aptalca fevkalade yanlışlara düşülmüştür,

Mesela:

"Mahşerde Nebiler bile senden medet ister

Gül yüzlü melekler bile sana hayran diye sevdim".

Dizelerinde şirk e varan ifadeler buna misaldir.

O gül yüzlü Peygamberi Hristiyanların Hz. İsayı ilahlaştırdığı gibi bu şekilde ilahlaştırdık.

Medet Allah tandır. Mahşerde Peygamberler, peygamberden medet ister mi Allah aşkına?

Onu anlatan doğru ve güzel şiirler diri ruhlara, canlılık kazandırmak için okunmalıydı, biz ise ölü ruhlara okumayı gelenek haline getirmişiz.

Mevlid de Onun doğumu hayal mahsulü dizelerle anlatılırken tıpkı bir büyüğümüzü karşılarcasına ayağa kalkmak, Onun her ismi anıldığında ?Kalbimizdesin' anlamına elimizi göğsümüzün üzerine koymak güzel olsa da Peygambere sevgi ve saygı bunlardan ibaret olmamalıdır.

Allah Kuranda:

... مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ...

"...Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin..." ( 42/ Şura 52) dediği halde siz daha çocuk iken Ona bir takım mucizeler yüklediniz, Bahiranın ifadesiyle güya Peygamber olacağını anlamış.

Başının üzerinde bir bulut her nereye giderse onunla gider ve onu güneşten korur vs vs vs.

Camilerimizde çoğu vaizler tarafından hurafeler anlatıldı bize.

Bendeniz her cuma demesem de buna yakın bir şekilde cuma günleri zulme uğruyorum.

Bu güzelim DİN cahil cuhelanın elinde komik hale getirilmesinden fevkalade ızdırap çekmekteyim.

Uyduruk rivayetler, hikaye-i geyik, masallar la dinimiz anlatılmaya çalışılıyor.

Bunlara şahid olmak insanı kahrediyor.

Geçtiğimiz Cuma ( 11 Nisan 2014) Hızırtepede bir camide Cuma Namazını eda etmeye çalıştım.

Camiye girerken kürsüdeki zat şöyle diyordu:

" Dünya yaratılmadan önce peygamberimizin nuru yaratıldı, Arş'ın direklerinde LA İLAHE İLLELLAH MUHAMMEDÜN RESÜLÜLLAH yazılıydı. Muhammed'in nurundan dünya yaratıldı, buna inanmayanlar var ama inkârın gereği yok, bizim iman şartlarımızdandır bu..."

Bu ifadesine de:

" Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" ayetini delil göstermesi bardağı taşırsan son damlaydı ama ne yazık ki kargaşaya mahal vermemek için sıkıla sıkıla gerilerden susmak zorunda kaldım.

Dünyanın peygamberimizin nurundan yaratılmasına inanmak imanın şartlarındanmış.

Halkımız bu hurafeleri belki de ağlayarak dinliyor.

Onların bir suçu yok, zira bilmiyorlar. Biliyor diyenlerin de durumu bu.

Her cuma bu gibi fahiş yanlışları dinlemekten bıktım.

Bunun vebali büyük

Hesabı zor verilecek.

Diyanetimiz, Müftülüklerimiz niye var merak konusu!

Allah aşkına yeter, bu güzelim dini mahvedenlere Diyanet ve Müftüler fırsat vermesin.

Doktor kendisi hasta iken hastaya nasıl şifa versin derseniz, haklısınız, bir diyeceğim yok.

Çoğu vaaz kitaplarında denir ki:

Âdem as. cennetin her yerinde MUHAMMED RESULÜLLAH yazısını görünce,

Muhammed kimdir diye Allaha sormuş, Allah:

VELEDÜKE SEBEBUN Lİ HALKIKE

"Yaratılmana sebep olan oğlundur" diye cevap verince Âdem as. da:

ALLAHÜMME İRHEMİL VALİDE Bİ HÜRMETİL VELED " Allahım çocuğun (veled) hürmetine babaya (valid) merhamet eyle" diye güya dua etmiş.

Buna benzer yalanları söylediniz.

Bilmiyorken ben de söyledim ama anladım ki bunlar uydurma, istiyorum ki bunlar artık söylenmesin!

Peygamberi medh edeyim derken Onu putlaştırdınız, ilah seviyesine çıkardınız.

Yıllar önce Sakarya Müftülüğünün Kapalı Spor Salonunda düzenlediği Kutlu Doğum Kutlama Toplantısına katılmıştım.

Konuşmacı(Ertuğrul İnançer) daha konuşmasının başında Peygamberimizi medh ettiğini zannederek:

MUHAMMED, SEBEBİ HALKI ALEMdir yani dünyanın yaratılmasına sebep Muhammeddir" deyince şoke olduğumu, sıkıldığımı, terlediğimi unutamam.

Hristiyanların Hz. İsayı tanrılaştırdıklarını kıskanarak, benim peygamberim senin peygamberini döver misali Peygamberimizi tanrılaştırdık.

Bu kadar insanüstü ilahi becerilere sahipti de neden şu istekleri yerine getirmedi:

وَقَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الأَرْضِ يَنبُوعًا

أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الأَنْهَارَ خِلالَهَا تَفْجِيرًا

أَوْ تُسْقِطَ السَّمَاء كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا أَوْ تَأْتِيَ بِاللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ قَبِيلاً

أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَّقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إَلاَّ بَشَرًا رَّسُولاً

"Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl olarak gönderilen bir beşerim." ( 17/ İsra 90-93)

Bu istekleri yerine getirmek Allaha mahsus olduğu halde siz Allahın BEŞER dediği Peygamberi göklere çıkardınız, cennet cehennemi ve sakinlerini ziyaret ettirdiniz, Cebrailin gidemediği yerlere götürdünüz....

Allahtan hiç ama hiç çekinmediniz, korkmadınız.

Bununla yetinmediniz.

Peygamberimizin ne muamele ile karşılaşacağını Kuran Ona bildirirken:

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

"De ki: "Ben peygamberler arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıyım."(46( Ahkaf 9).

Kızı Fatıma'ya bile:

"Ey Fatıma, Peygamber kızı olduğuna güvenme kıyamette ben senin için bir şey yapamam" dediği halde,

Peygamberimizin AŞERE-İ MÜBEŞŞERE dediğiniz ON kişiye cenneti garanti ettiği yalanını uydurdunuz.

(Aşere-i Mübeşşere uydurmasına ileride bir yazımda değineceğim inşallah)

Kendini ve kızını bile kurtarma gücüne sahip olmayan Peygamberin, ümmetine hatta diğer peygamberlere medet edeceğini (kurtaracağını) söylediniz.

Haşa sümme haşa!

Kurana baktığımızda şefaatçımız, amellerimizle beraber Allah olması gerekirken Kuran dışı bir takım rivayetlerle karşımıza şefaatçı olarak Hz. Muhammed çıkıyor. Bu, bizim yanlışımız, İslamın değil.

Peygambere saygısı olan Onu Allahın Kuran da tanıttığı gibi tanımak zorundadır. Kuran dışı tanımalar, peygamberi insanüstü göstererek ilah mertebesine çıkarıp putlaştırmaktadır.

Geçenlerde bir Tv de Necmeddin Nursaçan Hocayı izliyorum ki evlere şenlik.

Peygamberimize öyle mucizelerle iftira atıyor ki bu güce sahip olana beşer değil ilah denir.

Hani nenemin dini derler ya hah işte öyle bir şey anlatıyor.

Nur değil, zehir saçtığını görerek dayanamadım başka kanala geçmek zorunda kaldım.

Bu gibi adamlar tv kanallarından eksik olmuyor.

Bunlari indirilen değil uydurulan İslamı anlatıyor.

Bunların anlattığı peygamberin nasıl oluyor da Uhud savaşında dişi kırılıyor, Hendek Savaşında karnı aç savaşıyor.

Bunların anlattığı böyle insanüstü bir kişilik nasıl olura bu kazalara uğrar?

Değerli kardeşlerim, derdim, size uydurulan değil, indirilen Din-i aktarabilmek.

İstifadenize sunduğum bu ve buna benzer yazıların konusu belli olduktan sonra bir hafta boyu konu ile ilgili aklıma gelen her cümleyi kaydeder, sonra bunları birleştirir size sunarım.

Bu yazıyı hazırladığım bu hafta 13 Nisanı 14 Nisana bağlayan gece saat 0 2 de uyanarak 0 3,5 a kadar yatağıma döndüğümde aklıma gelen her cümle için defalarca tekrar yatağımdan kalkıp cümleleri not ederek bu yazıyı tamamlamaya çalıştım.

Bunu kendimde bir şeyler varmış gibi bir anlayışla sizlere aktarmıyorum.

Sizin buna şahid olmanızın imkânı yok ama Rabbim buna şahittir.

Bilmeyen, anlamaz.

Durup dururken tepki çekmeyi, düşman edinmeyi kim ister?

Bilmeyenlerin tepkisini çekeceğimi bilerek Allahın rızası içindir bu gayretlerim.

Allah memnun olsun, gerisi boş.

Kerameti kendinden menkullerden değilim.

Bilakis, sizlerden farkım yok.

Diyeceğim o ki, dertli olmak lazım dertli!

Dertli olmayan ne anlar ki?

Allah, bu hususta dertli olmayı hepimize nasip eylesin.

Bu duygularla gerçek veçhesiyle KUTLU DOĞUM ne âlâ,

Bundan uzak Kutlu Doğum ne alaka!

18 Nisan 2014

Medyabar.com

Bu haber toplam 1956 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim