• BIST 106.736
  • Altın 141,158
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Sakarya : 23 °C

İşte Sakarya'nın şehir efsaneleri..

İşte Sakarya'nın şehir efsaneleri..
Tarihi asırlara dayanan Sakaryamızda yıllardan beri kulaktan kulağa söyleyen şehir efsaneleri. Sapanca Gölünün doğuşundan Karasu Yolu'ndaki o yere kadar...

Binlerce yıllık tarihinde çeşili uygarlıklara beşiklik eden Anadolu, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra mitolojik zenginliğiyle de insanoğlunu hayran bırakacak özellikler taşıyor. 


  ''Rüyaların yaşanacağı'' ülke olarak nitelendirilen Türkiye'de,  aralarında ilimizinde bulunduğu birçok kentin kuruluşuyla ilgili ilginç efsaneler bulunuyor.

 

 Sakarya'da halk arasında konuşulan bu efsaneleri  2008 yılında gazeteciler Kaan Gümüşel ve Burcu Yılmaz araştırmışlar ve onların bu araştırmaları o tarihlerde   Sakarya Halk Gazetesinde  Şehir efsaneleri diye yayınlamıştı...

 

 İşte Sakarya'da, Sakaryamızda anlatılan şehir efsaneleri...

1cf1276ab96bd8198025b6e584cc7684.jpg

Sapanca Gölü'nün müthiş efsanesi

Bir zamanlar Sapanca Gölü'nün yerinde verimli topraklar, bu toprakların üzerinde de zengin varlıklı bir kasaba varmış. Kasaba halkı zenginmiş, varlıklıymış ama gözlerini dünya malı bürümüş. Bencillik ve zenginlik ruhlarını karartmış.

 

Bir gün Adapazarı'nın güneyindeki Erenler tepesinde oturan gözünü dünyaya kapatmış, gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş erenlerden bir eren bu kasabaya inmiş.

Selam vermiş, selamını almışlar, konuk olmak istemiş kimse ''buyurun'' dememiş, hangi kapıyı çaldıysa yüzüne kapanmış, bu fakir fakat gönlü zengin dervişe bir bardak içecek su bile vermemişler.

 

Derviş gönlü bu, bir kırıldı mı onarılmaz. Akşama değin yorgun argın, aç-susuz kasabayı terk ederken ilerlerden küçük bir kulübeden sızan mum ışığına doğru yürümüş, bir de bu kapıyı çalayım, belki bir gönül yoldaşı bulurum diye düşünmüş.

Bu kasaba halkına sapan yaparak geçimini sağlayan fakir bir sapancının iş yeriymiş. Kapıyı çalmış, az sonra sapancı güler yüzle konuğuna kapıyı açmış.

 

-Buyurun hoş geldin, sefa getirdin. Ocaktan tencereyi yeni indirdim. Bir konuk göndermesi için Tanrı'ya niyaz ediyordum, demiş.

 

Derviş memnun, başköşeye oturmuş. Sapancı sofrayı kurmuş, nesi var nesi yoksa dervişin önüne getirmiş. Yemekten sonra içi talaş dolu yatağını sermiş, konuğunu yatırmış. Sabah erkenden kalkmışlar. Derviş Sapancı'dan izin istemiş. Sapancı'da onu karşıki tepelere kadar uğurlamış.

 

Dönüşünde bir de ne görsün. Kasabanın yerinde koca bir göl var. Ne ev-bark kalmış ne tarla-tapan. Koca göl, hepsini bir anda yutuvermiş

 

 Kendisinden başka hayatta kimsecikler yok.

 

Dervişin ahı tutmuş, kırılan bir gönül bir kasabaya mal olmuş.

 

O günden sonra bu koca göle Sapanca adını vermişler.

e397a27e5121876439735306927cb440.jpg

Uzun Çarşı'da şadırvanda takunya sesleri

 

Dost sohbetleri veya kulaktan kulağa yayılan şehir efsaneleri arasında neler yok ki?

 

Sevdiğine ulaşamadığı için kanlı gelinlikle dolaşan genç kızdan tutun da, Uzun Çarşı'da abdest aldığı söylenen ak sakallı dedeye kadar çeşitli efsaneler var.

İşte vatandaşlar arasında kulaktan kulağa yayılan efsanelerden bir kaçı.

 

İlk şehir efsanelerinden biri Adapazarı şehir merkezinden. Yıllardır kulaktan kulağa anlatılan ve Uzun Çarşı esnaflarından da çok iyi bildiği efsane o kadar çok konuşuluyor ki, şu anda Uzun Çarşı'da güvenlik görevlisi olarak çalışanların bile bu efsaneye tanık oldukları ifade ediliyor.

 

Özellikle Uzun Çarşı ve Kapalı Çarşı esnafının aşina olduğu en önemli efsanelerinden biri Orta Cami'de geçiyor. Anlatılanlara göre ilimizin en eski camilerinden biri olan bu camide gece saatlerinde şadırvandan su sesi geliyor ve bilinmeyen kişiler namaz kılıyor. Hiç kimsenin olmadığı saatlerde duyulan bu sesler insanları ürkütüyor. Ancak bu seslere alışanlarda var. Hatta çarşıda bulunan özel güvenlik görevlileri efsanenin doğru olduğunu öğrenmek için her akşam cami şadırvanının önüne takunya ve havlu bırakıyor, su sesinin kesilmesinin ardından bırakılan eşyaların ıslanmış olduğunu görüyorlar. Ancak nasıl ıslandığını tam bilmiyorlar. Çünkü korktukları için su sesi gelirken şadırvanın yakınından gidemiyorlar.

1b0dd65479dab9b8c73765f11a27fe84.jpg

Çatı katında her gece mum yanan metruk ev

 

Şehirde anlatılan efsanelerden bir de Kurtuluş Mahallesi'nden geliyor.

 

Anlatılanlara göre aynı mahallede bulunan ve bir süre önce yıkılan tarihi bir evin çevresinde ilginç olaylar yaşandığı konuşuluyor. Anlatılanlara göre eski ev yıkılmadan önce çatı katında hava karardıktan sonra sürekli bir mum ışığının görüldüğü söyleniyor. Binayla ilgili anlatılan bir çok hikaye var. Bunlardan biri de evin arka sokağında bulunan hurma ağacının altında sabah gün doğarken ateş yanması. Aynı zamanda normalde hava karardıktan sonra uyuması gereken tavukların bu ağacın dallarında uyanık vaziyette donduğunu da görenlerin olduğu söyleniyor. Bazı vatandaşlar ağacın dibinde ateş yanmasını hazine bulunduğu şeklinde yorumlarken buna gerekçe olarak ise kendilerinin de önceden duydukları şehir efsanelerini gösteriyorlar.

 

Aslında buna şehir efsanesi demek ne kadar doğru olur bilmiyoruz. Bu şehirde yaşayan herkesin çok iyi bildiği olay şehrin göbeğinde Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi karşısında bulunan bir apartman altında türbe var.

 

Herkesin bildiği bu mezarın Evliya mezarı mı, yoksa sıradan bir mezar mı olduğu geçmişte uzun süre tartışılmıştı. Ancak bu mezarda son günlerde dikkat çeken konu Kapalı Çarşıdakine benzer durumda. Kulaktan kulağa yayılan efsanelere göre bazı vatandaşlar bu mezarın başına akşam saatlerinde ibrik dolusu su bırakıyor, sabah kalktıklarında ise suyun azaldığını görünce mezarda yatan şahsiyetin abdest aldığı dile getiriliyor.

 

Uzun Çarşı'da tekbir sesleri

Sıradaki efsane yine Uzun Çarşı'dan. Uzun Çarşı'nın Karaağaç girişinde bulunan Ağa Camii'nin bahçesindeki değerli bir insana ait olduğu biliniyor. Ancak işi ilginç kılan buradan gece saatlerinde geçerken sürekli Tekbir sesi duyulması. Birçok vatandaşı bunun gerçek olduğuna inanıyor.

3e1c5a742848db5cac3621d3c80a7069.jpg

Karasu yolundan geçerken dikkat

Bu şehir efsanesi hikayesinin kaynağı ise bilinmiyor. Ancak anlatılanlara göre bu efsane birbirini seven iki gencin sonu ölümle biten hikayenin sonrasında ortaya çıkıyor. Genç bir kızın gelinlikle baba ocağından ayrılırken ölümü sonrasında anlatılmaya başlanan hikayeye göre gelinlikler içindeki genç kız eski Karasu yolunda özellikle gece saatlerinde aracın arka koltuğunda beliriyor. Hava karardıktan sonra ortaya çıktığı söylenen kanlar içindeki genç kızı görenler hayal mi görüp anlattılar bilinmez ancak bu yolu kullananlar her geçtiklerinde bu olayı hatırladıklarını söylüyorlar.

e7f462c79f3f8825da973a01c06b1a89.jpg

Rüyasında görüp 4 metre boyunda kabir yaptırdı

Karasu Caddesi'nde Fatih Endüstri Meslek Lisesi'nin karşısında yol kenarında bulunan bir mezar için de efsane anlatılıyor?

 

Kültürümüzün önemli şahsiyetlerinden Mevlana Celaleddin Rumi'nin amcasının oğlu olduğu belirtilen Hasan Celaleddin Rumi'ye ait olduğu ifade edilen mezarın hikayesinde hayli dikkat çekici detaylar var. İlimizin eski yerleşim bölgelerinden olan bu bölgede bulunan mezarın henüz yeni olması dikkatlerden kaçmazken mezarda yatan zatın mahalle sakinlerinden birinin rüyasına girerek insanlara ulaştığı iddia ediliyor.

 

Mezarın çevresinde bulunan evlerden birinde yaşayan ve aynı zamanda Kurtuluş ailesinin akrabası olan vatandaşların anlattığına göre, kabri bulunan şahıs çok önceden beri çevre sakinleriyle ilişki içerisindeymiş.

 

Komşulardan kimi onu sabah ezanının okunduğu saatlerde gördüğünü iddia ederken kimi de işlettikleri bakkal dükkanına her sabah 12 adet emek bıraktığını söylüyor.

Son olarak anlatılan olaya göre Mehmet Kurtuluş isimli şahıs eşiyle birlikte hacca gitmek istiyor ancak ekonomik durumları buna müsaade etmiyor.

 

Mehmet Kurtuluş'un eşi Orhan Kurtuluş'un annesi olan bayan bundan dolayı üzüntü içerisindeyken, evlerinin salonuna gittiğinde çevreye saçılmış olan 3 bin lira parayı görüyorlar ve bu parayla hacca gidiyorlar.

 

Bundan sonraki süreçte de kabirde yatan zat, bayanın rüyasına giriyor ve yattığı yeri göstererek ''Buraya benim için mezar yap. Boyu 7 metre olsun. Başına da bir gül ekin'' diyor.

 

Daha sonra çevre sakinleri buraya Hasan Celaleddin Rumi'nin kabrini inşa ediyor ancak yeterli yer olmadığı için mezarın boyunu 7 metre değil de 4 metre yapıyorlar. Yol kenarındaki mezarla ilgili efsaneler bu kadarla da sınırlı kalmıyor. Çevre sakinlerinin anlattığına göre cadde üzerinde yol genişletme çalışması yapılırken iş makinesinde arıza oluşur. Bunun yerine getirilen diğer makine de arızalanınca görevliler zor durumda kalır. Konuyla ilgili bizimle çok şey paylaşan mahalle sakinlerinin son anlattığı olayda ise bölgede bulunan fırının işçileri ölü olarak buldukları fareyi mezarın yanına gömerler. Bir süre sonra bina sallanmaya başlayınca fareyi gömülü olduğu yerden çıkarırlar ve sarsıntı durur.

4c913092935b0ff65f24d6cfdc9946cc.jpg

Cinayete kurban giden papaz kızının esrarı

 

İlimizin tarihini okuyanlar, cumhuriyetin ilanından önce bu topraklar da oturanların büyük bölümünün Ermeni ve Rum asıllı olduğunu bilirler.

Hatta daha 5-10 yıl öncesine kadar Adapazarı'nda Rumlardan ve Ermenilerden kalma tarihi evlerde bulunuyordu.

Şu anda şehir merkezinde birçok mahallede Ermeni ve Rumlardan kalma yıkılmaya yüz tutmuş metruk evler bulunuyor.

Aşağıda okuyacağınız olay, yıllar önce Cumhuriyetin ilanından önce Adapazarı İstiklal Mahallesi'nde geçiyor.

Bugün yaşı 50'nin üzerinde olanlara babalarının hatta büyükbabalarının anlattığı olay bir hayli ilginç.

Bugün birçok kişinin fazla bilmediği olay, İstiklal Mahallesi'nde oturan bir papazın vefatının ardından evde yaşananları anlatıyor.

Uzun yıllar önce yıkılan ve yerine yeni binaların yükseldiği papazın evinde akşam saatlerinde kanlı elbiseyle bir kadının dolaştığı o yıllarda dilden dile dolaştı. Bugün Karaağaç Mahallesi ve İstiklal Mahallesi'nde oturan artık yaşamlarının sonbaharında olanların çok iyi bildikleri efsaneye göre, papazın evinin karşısında oturan yaşlı bir kadın her gece papazında evinde elinde gaz lambasıyla üzerinde kanlı bir elbiseyle gezen bir kız görür.

Gecenin karanlığında belirli günlerde görülen elinde gaz lambasıyla dolaşan genç kızın hikayesi uzun yıllar anlatılır.

Tabi bu ev yıkılıncaya kadar.

Mahalle sakinleri konuyla ilgili biraz araştırma yaptıklarında öğrenirler ki papazın evinin içinde dolaşan kadın, genç yaşlarda başı kesilerek öldürülen papazın kızıdır.

Yıllar önce bir cinayete kurban gitmiştir.

Ev yıkıldıktan sonra elinde gaz lambasıyla evin içinde dolaşan kız bir daha görülmez olur.

Ancak yıllar sonra bununla ilgili bir hikaye daha kulaktan kulağa yayılır ki o da papazın evi yıkıldıktan sonra evin altından yüklü miktarda altın çıktığıdır.

Altını bulanlarda bugün Sakarya'nın en zengin ailelerinden biridir.

 

Beşköprü söylencesi

 

Günün birinde Sakar Dede adında bir ermişin yolu bu yöreye düşer. Sakarya üzerindeki Beşköprü'den durdurulup geçiş vergisi istenir. Dede parası olmadığını ve bu parayı ödeyemeyeceğini söyler. Fakat parası yoksa köprüden de geçemeyeceği kendisine söylenince ellerini açıp Tanrı'ya dua eder. Duası bitmeden nehir yer değiştirip ovadan akmaya başlar. Sakar Dede'nin gösterdiği ovadan akmaya başlamıştır. İnanışa göre o günden sonra nehrin adı sakar diye anılmaya başlar. Bu ad zamanla Sakarya'ya dönüşmüştür. Erenler Tepesi'ndeki ermişin de Sakar Dede olduğuna inanılır.

 

Sakarya Şeyhler Köyü Söylencesi

Orhan Gazi Akçakoca'ya doğru ilerlerken Şeyhler Köyü'nün biraz güneyinde mola verir; Konaklar Köyü'nden Şeyh İsmail Askerlerin karnını doyurmayı üstlenmiştir. Karargaha gider, askerlerin önüne, bir kişilik yemek bırakır. Orhan Gazi buna kızar ama askerler doymuş yemek artmıştır bile. Orhan Gazi Şeyhin bu kerameti karşısında elini öper, bir dileği olup olmadığını sorar. Şeyh ezan sesinin duyulduğu alanın kendisine bağışlanmasını ister. Bu dilek yerine getirilir. İnanışa göre "Hacet Bayramı", her yıl o günün anısını yaşatmak için düzenlenir. Bu bayramda yemekler ne denli az, konuklar ne denli çok olursa olsun, herkesin karnı doyar.

 

Ağaç Baba Söylencesi:

 Erenler Tepesi?nde Ağaç Baba adlı bir ermiş yatmaktadır. Söylenceye göre; baharda ormana iner, boş tarlalara fidanlar diker ve ağaç yetiştirirmiş. Ağaç Babanın diktiği ve yetiştirdiği ağaçları kesen veya zarar verenlerin başları bin bir bela ve felaketten kurtulamazmış. Ölüm döşeğindeki Ağaç Baba, çevresindekilere ?iki dünya mutluluğu bulmak istiyorsanız, benim gibi ağaç dikin? diye öğüt vermiş.

140980b98584c47a4e57d702c72ec4a1.jpg

Sakarya Nehrinin hikayesi.

Mitolojiye göre, Friklerin Ana Tanrıçası Kibele'nin kocası Atis'i, Sakarya nehrinin kızı Nana doğurmuştu. Nana, Sakarya'nın güzellikte eşsiz kutsal perilerinden biriydi. Bahar geldi mi Sakarya nehri açılıp saçılıyor, su perileri, yeşeren toprakların dallarında, çiçeklerinde, güzel kokularla tabiata kucak açıyorlardı. Nana, böyle bir bahar günü, çiçekli bir badem ağacına 'şık olmuş, beyaz bir badem içini bağrına basarak gebe kalmış, sonunda Atis, ya da Temmuz'u doğurmuştu. Temmuz ayı, adını buradan almaktaydı. Ana Tanrıça Kibele'nin şehri, bugün Sivrihisar'ın on iki kilometre güney doğusundaki Pessinus olarak bilinir. Bugün, bu şehrin yerinde arkeolojik kazılar yapılmakta ve Kibele tapınağı meydana çıkarılmaktadır.Eskiçağ Anadolu efsanelerine göre, Kibele aynı zamanda hayat ve bereketin tanrıçasıydı, tabiatın anası sayılıyordu. İlkbaharda kız, yazın çeşitli ürünleri doğuran ana oluyordu. Kibele'ye ay tanrıçası gözüyle de bakılıyor, ay hilâl şeklindeyken kızı, dolunayken gebe kadını temsil ediyordu. Sakarya da Anadolu tapınağının damarında dolaşan, ona can veren, güç kazandıran kan misali bir hayat kaynağıydı. Bundan dolayı Sakarya nehri yüzyıllar boyu kutsal sayılmış, susuz, bağrıyanık Anadolu toprağını sulamış, geniş ovaları, yaylaları kıvrım kıvrım dolaşarak Karadeniz'e kavuşmuştur.

Bu haber toplam 1617 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim