• BIST 89.764
  • Altın 145,200
  • Dolar 3,6300
  • Euro 3,9131
  • Sakarya : 15 °C

Gık’ı çıkmayanlar…

Zihni Açba

Geçtiğimiz hafta bir dost meclisinde karşılaştığımız, yöremizdeki bir STK’nın yöneticisi olan bir arkadaşla sohbet imkânı bulduk. Sohbet, ister istemez ülke gündemini meşgul eden meselelere gelip, dayanıyor bu tip meclislerde. Sözünü ettiğim STK yöneticisi arkadaşın, sohbet arasında kullandığı iki cümle bana çok dikkat çekici gelmişti. Yöneticisi olduğu kuruluşun ağırlıklı ilgi sahası olduğundan dolayı, vatandaşın içerisinde bulunduğu ekonomik zorluklardan söz ederken; “Ya! Tuhaf bir durum var. İnsanların alım gücü neredeyse sıfırlanmış durumda. Ciddi manada para sıkıntısı çekiyor insanlar.” şeklindeki iki cümlenin hemen arkasından da “Ama buna rağmen tabiri caizse kimsenin gık’ı çıkmıyor. Nedendir sizce bu sessizlik?” diye sordu. Hiç düşünmeden “Korkudan” cevabını verdim kendisine. “Yok, canım korkudan değil, bankalara gırtlağına kadar borçlu olduklarından” dediğinde gülüştük. Korku deyince sanırım farklı şeyler algılamıştı. Sonrasında bir ortak noktaya geldik Sayın oda başkanıyla. Onun tabiriyle “Gık”ını çıkartamayan insanların en büyük korkusu, artık asgari ödeme miktarını bile ödemekte zorlandığı kredi kartı borçları dolayısıyla icra ve haciz işlemleriyle karşı karşıya gelmek. Sayın Başkan’a göre gırtlağına kadar borç batağında olan vatandaş, istikrar bozulur korkusuyla sesini çıkartamıyordu.
Kendi baktığı pencereden elbette haklı olduğu yanları vardı Sayın Başkan’ın. Ancak; bu kısa sohbetin, benim kafamda tetiklediği sorular ve o soruların cevaplarını bu dost meclisindeki kısa sohbete sığdırabilmek mümkün değildi. Her şeyden önce sözü edilen borç batağına vatandaşı sürükleyen şey, bizzat mevcut iktidarın son on yıldır uyguladığı ekonomik politikalar ve özellikle de bankacılık sektöründe izlenen hatalı uygulamalar değil midir? Bugün “Kullanmayın şu kredi kartlarını!” diyerek vatandaşa akıl veren Sayın Başbakan, on yıldan bu yana başka bir ülkenin Başbakanımıydı?
Diğer yandan, “Gık”ı çıkmayan sadece gırtlağına kadar borca batmış kredi mağduru vatandaşlar değildi. İlginç bir şekilde başta bazı Sivil Toplum Kuruluşları olmak üzere; geçmişte cadde ve sokaklara dökülerek “Nerede bu hükümet! Nerede bu devlet!” diye nara atanlar, iş durdurma eylemleriyle iktidarları tehdit eden sendika ve dernekler, köylüleri traktör ve kamyon sırtında meydanlara taşıyıp, hükümetleri sarsan çiftçi kuruluşlarının da “Gık”ları çıkmıyordu, özellikle son beş yıldan bu yana. Yazılı ve görsel basın ise tam bir facia. Neredeyse tamamına yakını SSCB’nin dağılmasından önceki resmi yayın organı Pravda’nın Türkiye sürümü gibi. Başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün hükümet sözcülerinin beyanları, birbirleriyle çelişseler bile adeta mukaddes birer mesaj hükmünde. Yaşanan skandallar dolayısıyla elle tutulur yanı kalmamış Milli Eğitim’in uygulamalarına dahi, ağzını açıp bir kelam laf eden, bir satır yazı yazan yok. Haa! Arada bir etmeye kalkanlar oluyorsa da ertesi gün bir şekilde işini kaybetmiş oluyor.
Toplumun iki önemli sosyal dilimi olan işçi ve tarım kesiminin sözcüsü ve hak arayıcısı konumunda olan kuruluşlarda yaşanan tuhaf gelişmelere ise akıl erdirmek mümkün değil. Her ikisinin de yöneticileriyle yakınlığım ve akrabalık bağım olması hasebiyle, gönül rahatlığıyla değerlendirme yapabileceğim iki önemli kuruluşun konumuna işaret etmek istiyorum.
İlk olarak geçtiğimiz hafta Genel Kurulsuz yönetim değişikliği yaşayan altmış yıllık geçmişiyle sendikal hayatımızda önemli bir yeri olduğunu düşündüğüm TÜRK-İŞ’e işaret etmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta istifa ile boşalan Genel Başkanlık makamına hemşerimiz olan Sayın Ergün Atalay’ın getirildiği TÜRK-İŞ’ten söz ediyorum. Geçmişini bilenler, demokratik hayatımızda ve sendikal yapılanmada ne TÜRK-İŞ in ne kadar önemli bir yer tuttuğunu iyi bilirler. İşte bu önemli kuruluşun başına getirilen ve getirilişinden de gurur ve memnuniyet duyduğumuz Sayın Ergün Atalay’ın, borçlarından dolayı istikrar(!) yanlısı olmak zorunda kalan ve “Gık”ını çıkartamayan işçi kesiminin “Gık”ını çıkartabilmesine ve haklarını arayabilmesine yönelik adımlar atabileceğinden, çok da emin değilim. Öyle zannediyorum ki; bu iktidar karşısında oturacağı her pazarlık masasına, eli zayıf oturacaktır.
Önemine binaen değinmek istediğim bir diğer kuruluş ise, bırakın “Gık” demeyi, neredeyse nefesi bile hissedilemez hale gelmiş çiftçi ve köylünün sesi ve hak arayıcısı olma konumundaki Türkiye Ziraat Odaları Birliği’dir. Bu kurumun da yine hemşehrimiz olan Genel Başkanı Sayın Şemsi Bayraktar, birliğin mayıs 2007 de yapılan 24 Genel Kurulu’nda salonu dolduran delegasyona şöyle sesleniyordu; "Manisa ve Ordu’da düzenlenen mitingler TZOB’u malesef Tarım Bakanlığı’nın hedefi haline getirmiştir…" CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, SP Genel Başkanı Recai Kutan, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, YP Genel Başkanı Saadettin Tantan, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, o gün Genel Kurul Salonu’nu dolduran konuklar arasında yer alan isimlerden bazılarıydı. Bugün gelinen noktada ise Sayın Bayraktar, açılım süreci dâhilinde oluşturulan “Akil adamlar” listesinde yer alan Sayın Başbakan’ın seçkinlerinden biridir. Ben bir şey demiyorum ama siz söyleyin; artık nefesi bile duyulamayan çiftçi ve köylünün meselelerinin konuşulacağı bir masada Sayın Bayraktar’ın eli ne kadar güçlü olabilir?
Neyse canım, yine de her şeye rağmen yaşasın demokrasimiz! Yaşasın demokratik kurum ve kuruluşlarımız! Yaşasın demokratik sendika, birlik ve sivil toplum kuruluşlarımız! “GIK”ları çıkmasa bile.
 

Bu yazı toplam 1062 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim