• BIST 106.926
  • Altın 151,366
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3291
  • Sakarya : 20 °C

Dava adamlığı…

Zihni Açba

Dava adamlığı…

 

 

Belki birileri; “Senden mi öğreneceğiz dava adamlığını” diye söylenecek, belki de “Senden akıl almaya ihtiyacımız yok. Aklını kendine sakla” diye mırıldanacaklardır ama bizim sözümüzün muhatabı onlar değildir. Biz her şeyi bildiğini sananlarla değil, bilmeyi isteyenlerle hemhal olmak istiyoruz. İstiyoruz ki; bu halvetten biz de bir şeyler öğrenelim. 
Daha yetmişli yılların başlarıydı. Lise çağlarının heyecanı ve duygusallığı içerisinde Ülkücü Hareketle tanışma demlerindeyiz. O yıllarda bizim yörede yaşayan veya yine o yıllarda İstanbul’da Üniversite öğrencisi olarak yolu Beyazıt çevresine düşen herkesin ama herkesin Ülkücü kimliğinin oluşmasında mutlaka emeği olan bir ağabeyimizden, hocamızdan bir hatırayı paylaşarak söze girmek istiyorum. Hadsizliğin revaçta olduğu bir ortamda, polemik konusu yapılmasını arzu etmediğim için, kendisine duyduğum saygıdan dolayı ismini zikretmeyeceğim.
Gönüllerimizde fırtınaların koptuğu, kendi çapımızda esip gürleyerek Ülkücülük yaptığımız, kendimizce teşkilatçılık kotardığımız o demlerde bir gün duyduk ki; o ağabeyimiz teşkilâtlara girmekten men edilmiş. Bir anda ortalık karıştı ve ne olup bittiğini bilen bilmeyen herkes, kendine göre atıp tutmaya başladı. Herkes kendine göre bir takım değerlendirmeler yapmaya çalışıyor. Daha doğrusu bir değerlendirme yapamadığı için, “Nasıl olur? Nasıl yaparlar? Ankara’ya gidelim! İstifa edelim! Vs.” gibi çıkışlar ortalığı kaplamıştı. O curcuna içerisinde nihayet bir gün kendisini yakaladık ve sorduk; “Ağabey nedir bu durum” diye. Çehresinden hiç eksik olmayan o tebessümüyle, söyledikleri bugün bile kelimesi kelimesine aklımdadır; “Ya çocuklar siz işinize bakın. Bugün men edenler, yarın gel derler. Biz dava adamlarıyız. Teşkilât sadece bir mekândan ibaret değildir. Gündelik hayatın her anı ve her mekânı teşkilâttır. Evimiz teşkilâttır, okulumuz teşkilâttır, iş yerimiz teşkilâttır. Bizim görevimiz, davamızı yaşamak ve anlatmaktır. Siz teşkilattaki birlik ve dirliğinizi bozmayın. Boş verin benim durumumu…” 
İlerleyen günlerde, teşkilatlar bünyesinde değişik görev ve yetkiler üstlendikçe, sevgili Hocamızın o sözlerinin sırrını daha iyi kavradık. Gelişen ve yaşanan olaylara göre men ettiğimiz zamanlar oldu, men edildiğimiz zamanlar oldu. Ama kulağımıza küpe ettiğimiz o sözler sayesinde biz hep kendi işimize bakmaya, kendi üzerimize düşeni yapmaya çalıştık. 
Mahalli genel seçimlerin kapımıza dayandığı şu günlerde, biri Ankara’da diğeri ilimiz Sakarya’da olmak üzere iki arkadaşımızın ismi üzerinde oluşturulan tezviratlar, beni o geçmişe götürdü. 
Eski Beypazarı Belediye Başkanı ve 2009 mahalli seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Mansur Yavaş Bey’i 1999 yılında Beypazarı Belediye Başkan adaylığı döneminde tanıdım. Kendisi belki hatırlamaz ama birkaç kez seçim çalışmalarına da katıldım. Mahalli politika konusunda çok iyi bir alt yapısının olduğunu düşünüyorum. Beypazarı Belediye Başkanlığı görevinde bulunduğu süre zarfında çok başarılı işler yaptığını da hep biliyoruz. Kendisinin, geçtiğimiz günlerde medyada yer alan bir açıklamasını okuduğumda hayrete düşmüş ve üzülmüştüm. “Genel Merkez Yönetimi’ne süre verdim. Bana yapılan haksızlıklar giderilsin, partimden Büyükşehir Belediyesi adayı olacağım…” diyordu Sayın Yavaş bu açıklamasında. Sonrası malûm. Bir anda ortalık karıştı. Bir tarafta “Yaşa Mansur! Kim tutar seni!” şakşakçılarıyla, diğer taraftan “Vay hain! Sen kimsin de böyle konuşuyorsun?” goygoycuları ortalığı birbirine verdi ve gelinen sonuç malûm.
İlimizde de benzer bir süreç, MHP İl Meclisi Gurup Başkan vekili Salih Okutan ismi ile MHP İl Yönetimi arasında yaşanmış ve sevimsiz bir noktaya gelmiştir. Salih Okutan Hoca’da hareketteki geçmişini yakinen bildiğimiz, dostluğumuz ve merhabamız olan bir dava arkadaşımızdır. Ancak, mahalli ve sosyal medyadan izlediğim kadarıyla, özellikle son MHP Kurultayı ve MHP İl yönetiminde gerçekleşen değişikliğin ardından kullandığı üslup ve takındığı tavırlar itibariyle, bugün geldiği noktanın en büyük müsebbibi kendisidir diye düşünüyorum. Eğer Milliyetçi Hareket Partisi bir siyasi parti ise ve siz de onun bir mensubu iseniz, izlediğiniz yolun sizi getireceği kaçınılmaz nokta ne yazık ki burasıdır kanaatindeyim. 
Bilinmesini isterim ki her iki isim açısından da yaşanan bu gelişmelere, bu camia içerisinde benden daha fazla üzülen birilerinin olduğunu sanmıyorum. İnanıyorum ki; kendi iç dünyalarında, kendileri de bu üzüntüyü yaşıyorlardır. Bir hususu bilmelerini ve emin olmalarını isterim ki; bugün içerisinde bulundukları duruma rağmen onların teşkilât nezdindeki itibarları, kulaklarının dibinde “Yaşa, var ol! Aslansın sen! Kim tutar seni…”fısıltılarıyla gaz veren goygoycular nezdinde sahip olabilecekleri itibarın çok çok üzerindedir. Çünkü biz; kişisel menfaat beklentilerine dayanan birlikteliklerin, beklentiler çatıştığında veya karşılanmadığında “On lira ver, sırtına bin!” ayrılıklarına ve çatışmalarına dönüştüğünü çok gördük. 
Bilvesile yazımın başında sözünü ettiğim, çok ciddi sağlık problemleri dolayısıyla tedavi gören Değerli Ağabeyim ve Hocama Cenab-ı Allah’tan acil şifalar ve hayırlı uzun ömürler diliyorum. Çok haklısın Ağabey. Teşkilât bu; bugün men eder, yarın gel der. Biz dava adamıyız! 
 

 

Bu yazı toplam 1146 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim