• BIST 90.383
  • Altın 144,498
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Sakarya : 6 °C

DALKAVUKLUK ve DALKAVUKLAR

DALKAVUKLUK ve DALKAVUKLAR
Siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler ve dünyalık yapmayı hedeflemiş olanlar arasında çok yaygın bir davranış biçimi… Dalkavukluk,

DALKAVUKLUK ve DALKAVUKLAR Siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler ve dünyalık yapmayı hedeflemiş olanlar arasında çok yaygın bir davranış biçimi… Dalkavukluk, insanlığa musallat olmuş, af buyrun fahişelik kadar eski ve rezil bir iş. ÇOK kimse, özellikle de siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler ve dünyalık yapmayı hedeflemiş olanlar arasında pek yaygın bir davranış biçimine, yakın tarihe kadar dalkavukluk, yapanlara da dalkavuk denirdi... Bugün, tıynetsiz, idraksiz ve ruhen sağlıksız olanların dünyalık hırsıyla üstlendikleri sululuğun, utanmazlığın, şakşakçılığın adı olan dalkavuk sözcüğü gitti yerine yalaka sözcüğü geldi; tabii dalkavukluk işi de yerini yalakalık işine bıraktı... İş diyoruz; şunun için... İnsanlık tarihiyle ortaya çıkan yalakalık cumhuriyete kadar, altyapısı olan bir sektör halinde sürüp geldi. Cumhuriyetle de birçok köhneleşmiş, çürümüş, mülevves hale gelmiş yapılanmalarla birlikte tarihe gömüldü. Yanlış anlaşılmasın, tarihe gömülen dalkavukluk işi değil, örgütlü dalkavukluk... Dalkavukluk, insanlığa musallat olmuş, af buyrun fahişelik kadar eski ve rezil bir iş. Fahişelik engellenebildi mi ki dalkavukluk engellenebilsin... Fuhuş illetinin tutkunları olduğu gibi, yalakalık illetinin tutkunları da var... EN UYGUN TANIM ------------------------ Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, dalkavukluğun tanımını şöyle yapıyor... -Dalkavuk, menfaati için çıkarı için yardakçılık yapan insandır. Bunların beslenme kaynakları, ya parası olanlardır, ya da siyasetçiler ve devletin üst kademesinde olanlar... Tarihe bakıyoruz, dalkavuklar hep şerefsiz ve köleden de aşağı sayılmış. Buna rağmen dalkavukluk şereften yoksun kimselerce hep üstlenilmiştir. Bunun en önemli nedenlerinin başında, ikbal sahiplerinin pohpohlanmaktan hoşlanmaları geliyor. Hakanlar- padişahlar, cihangirler, serdarlar, sadrazamlar, vezirler ve birçok devlet ricali ve de saray mensubini, nabızlara göre şerbet verme mahareti gösteren dalkavuklardan duygusal olarak çok müstefit olmuş, yani istifade etmişlerdir... Zamanını dalkavukların dalkavukluklarını dinleyerek geçiren çok devlet ricali olduğunu Osmanlı Tarihi kayıtlarından bulmak mümkündür. Yine tarihe dönüldüğünde ikbal sahibi en sert insanların bile dalkavukluk yapanlar sayesinde yumuşadığı görülmektedir... Avrupa tarihinde birçok tiranın, eli kanlı kralın ve şövalyenin, dalkavuklar sayesinde munis hale geldiği bilinir. DALKAVUK ESNAFI -------------------------- Tanzimattan önceki yıllarda Osmanlı toprakları içinde loncasıyla, kâhyasıyla ve efradıyla işleri üst düzey insanları ve ekonomik durumu iyi olanları eğlendirmek olan kimseler vardı. Konaklardaki toplantılara katılarak hazırunu eğlendiren bu insanlara ''Dalkavuk esnafı'' denirdi. Başlarında ya külah olurdu, ya kavuk... Zamanla bunlara dalkavuk adı verilmesi de külahtan çok kavuk kullanmalarındandır. Kavuklarının üzerinde hiçbir işaret olmazdı, dalkavuk lafı da bunu ifade ederdi. Kavuk kullanan öteki ricalin kavuklarında kişiliklerini ya da ekonomik durumlarını ve görevlerini belli eden işaretler olurdu. İşaretsiz kavukların adı da dalkavuktu, bunu giyenlere o nedenle bu ad verilmişti... TEŞKİLATLIYDILAR -------------------------- Bugünkü dalkavukların aksine o dönemdeki dalkavuklar günümüze uygun bir dille söylersek, örgütlü bir sektörü oluşturuyordu. Nizamnameleri, yani bir tüzükleri vardı, hizmetleri karşılığında kaç akçe alacaklarını gösteren tarife bile yapmışlardı. Dalkavuğa ihtiyacı olanlar bunlardan birini ya da çok zenginse birkaçını adamlarıyla aldırır, akçelerini tarife üzerinden ve peşin öderdi. Dalkavuklar da oradakileri memnun bıraktılarsa akçe dolu olan küçük keselerden birkaçını daha kaftanlarının altındaki gizli ceplere atarlardı... Gülmeyin; o günün dalkavukları ''Müşteri memnuniyeti'' ne büyük önem verirdi. Çünkü çağrıldıkları konaklarda bulunanları memnun bırakmamışlarsa yeni bir iş bulmakta zorlanırlardı... Tanzimattan sonra dalkavuk esnafı örgütlü olmayı bıraktı, bazı nedenlerle çözüldüler ve bir başlarına tarife uygulayarak çalıştılar. Bazıları konaklara ücretli olarak alındı ve muhafaza edildi...Daha sonraki yıllarda dalkavuklara ve dalkavukluğu bakış değişti, bunlar toplumun zararlı yaratıkları sayılmaya başlandı. O nedenle de sayıları zaman içinde azaldı. Cumhuriyetle birlikte görünen varlıkları ortadan kalktı..., Ya da biz kalktığını sandık; oysa günümüzde dalkavukluk hâlâ yapılıyor ve ''Alan razı, veren razı'' anlayışı içinde bu âdi iş sürdürülüyor... AĞIZLARINI BOZMAZLARDI -------------------------------------- Bugünlük dalkavukların aksine Osmanlı döneminin dalkavukları müstekreh yani söylenmesi iğrenç kelimeler kullanmaktan, edep dışı ifadelerle latife yapmaktan kaçınırlardı. Aksine konuşmaya kalkanlar bir daha hiçbir devlet ricalinin huzuruna gidemez, zengin konaklarına çağrılmaz ve dalkavukluktan olurlardı... Gittikleri konakların ya da sarayın salonunda en kuytu yerde, ev sahibinden varsa konuklarından uzakta yere konulan bir yastığın üzerine otururlar, gidene kadar da yerlerinden kalkamazlardı. Bir şey yiyip içmeleri de yasaktı, yasağı kendileri koymuşlardı... Görevde oldukları sürece hane sahibi ne söylerse sesli olarak tasdik ederlerdi. Bir şey sorulduğunda da ''Devletlû efendimiz, zatı şâhaneniz bilirsiz'' derlerdi... Dalkavuklar bazen takma ad kullanmıştır; bazıları da kendi adlarıyla dalkavukluk yapmayı tercih etmiştir. O dönemde ünlü dalkavuklarından bazıları şunlardı: Şapur Çelebi, Letâif Çelebi, Kahkaha Molla, Sülgün Bey, Hande Çelebi, Ebül Efendi, Burmaz Ağa, Sansar Ağa, Çıplak Kadı, Kız Pehlivan, Kabakulak Ağa, Hacı Fışfış, Hacı Şamandıra, Pala Çelebi... Bunların içinde Letâif Çelebi'nin adı Abdüllatif idi, diğerleri takma isimlerdi... TARİFE DE VARDI --------------------------- Dalkavukların kendi aralarında kararlaştırdıkları ve meraklılara yolladıkları dalkavukluk tarifesi de hayli uzun ve de ilginç. Dalkavuğun burnuna fiske vurmak .......................................................... 20 para Başına kabak vurmak ............................................................................ 20 para Dalkavuğun yüzüne şamar vurmak ........................................................ 30 para Zorla bir şey yedirme ............................................................................ 40 para Saçından sakalından kırpmak ................................................................ 90 para (Bazı zenginler dalkavuğa bu yüzden üç ay için 300 para nafaka da vermiştir.) Bostan kuyusuna indirip suyun derecesini sormak ................................... 600 para Çıplak ata bindirip koşturmak ve halini sormak........................................ 300 para Bir salkım koruğu sapıyla ve çöpüyle yedirmek........................................ 100 para Ağzına bol miktarda acı biber sürmek .................................................... 200 para BAZI FIKRALAR ---------------------- Osmanlı tarihinde dalkavuklara en fazla ilgi gösteren padişahların başında Üçüncü Murad geliyor. Tarih sayfalarına geçmiş dalkavuk meraklısı zenginlerden biri de Veliefendizâde Mehmet Efendi... Bugün İstanbul Bakırköy ilçesi içinde yer alan ve Jokey Kulübe ait Veliefendi Hipodromu'nun bulunduğu geniş alan, neredeyse Topkapı'dan Florya'ya kadar Veliefendi ailesine aitmiş... Yine tarihi kaynaklara göre, dalkavukluk işinin ve dalkavukların düzenli olmasını sağlayan da Sultan Mahmut. O yıllarda dalkavuklar şikayet ve isteklerini sık sık ve arz-ı hal ile padişaha duyururmuş, padişah da gerekenin yapılması için sadrazama ve vezirlere talimat verirmiş... Bunlardan biri, dalkavukların bazı kendini bilmez ve dalkavukluğa halel getiren meslektaşlarını (!) padişaha şikâyet eden arz-ı hal... ''Kimsesiz dalkavuk kullarınızın arz-ı halidir'' diye başlayan ve ''Devletlu, inayetlu ve merhametlu efendimiz''diye devam eden ve halen Topkapı Sarayı arşivinde bulunan arz-ı hal şöyleydi: ''İçimizde bazı terbiyesizler bulunup, edebe uymayan hareket ve tavırlarıyla velinimetimiz efendilerimizi gücendirmekte, zararları da hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk sağlam bir nizama bağlanmazsa cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikârdır. Kadîm nizam ve kanunların yerine dalkavukluk yeni bir nizamnameye bağlanmalı, edepsiz ve ehil olmayanlar tard edilmeli, hepimizin makbulü olan Şakir Ağa cümlemize kâhya yapılmalı, bu mevzuda verilecek ruhsatnâmeyle de vaziyet herkese ferman edilmeli devletlü ve inayetlu sultanımız hazretleri'' Arz-ı halde adı geçen Şakir Ağa sarayda bulunan ve dalkavukları davet edip, onlara neyi nasıl yapacaklarını ve nasıl konuşacaklarını anlatan -adeta bir teknik direktör- bir ağaydı. Saray halkı dalkavuk istediğinde Şakir Ağa'ya söylerdi Şakir Ağa da sadece saraya değil, zenginlere de dalkavuk bulmakta aracılık ederdi... Günümüzdeki dalkavuklar arasında böyle bir dayanışma yok, hepsi dalkavukluğu kendine göre yapıyor. YARISI BOSTANCININ ------------------------------ Dalkavuğun biri, vazifesinin bittiği söylenince toparlanmış, Hünkârın işareti üzerine de yaklaşıp yere oturmuş. Sonra padişahın uzattığı ve içinde 100 altın olan keseye bakmış ve konuşmuş: -Devletlû efendim, bugün altın istemem, yerine yüz sopa isterim... Hünkâr sebebini sormuş... Dalkavuk cevap vermiş: -Efendimiz önce elli sopa vursunlar, sonra sebebini söyleyim... Dalkavuğu falakaya yatırmışlar ve elli sopa vurmuşlar, bitince dalkavuk bağırmış: -Durun ortağım var, ellisini de ona vurun... Hünkâr, falakaya yatırılmış dalkavuğa sormuş: -Kimdir ortağın bre gafil... Dalkavuk hemen cevap vermiş: -Beni her gün huzurunuza çağıran bostancıdır Hünkârım... Sonra devam etmiş: -Her gelişimde önüme çıkıp seni ben davet ettim, ver altınların yarısını deyip elimden zorla alır. Bugünkü sopanın yarısı da ona... Hünkâr gülmekten katılmış, dalkavuğa bu defa 200 altın vermiş ve ''Tez bostancıyı getirin, 200 sopa da o meluna vurun'' emri vermiş... * * * Bir diğer yaşanmış olay da şu... Veliefendizâde bir soğuk kış günü yalısından sandala binip balık tutmaya çıkmış. Çıkarken de kışın ayazından korunmak için sıkı sıkı giyinmiş, kürklü kaftanına sarılmış... Yanına aldığı dalkavuğuna da ''Bu soğuk ve buzlu havada yanımda bir tumanla -donla- kalır ve dayanabilirsen sana tam 600 altın veririm'' demiş... Dalkavuk bunu duyunca hemen soyunmuş, bir donla kalmış... Kısa süre sonra Veliefendizâde dalkavuğa dönüp ''Burnumun ucu üşüdü, sen üşümez misin'' demiş. Dalkavuk hemen atılmış: -Velînimetim efendim, sıcak olarak bir tek yerim kaldı, güzel burnunuzu oraya sokunuz... Tabii 600 altını da alıp gitmiş... Ergun Kaftancı Bizim Sakarya Gazetesi


Bu haber toplam 1243 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim