• BIST 89.764
  • Altın 145,477
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Sakarya : 6 °C

Çerçevelik bir açıklama…

Zihni Açba

Kim, hangi pencereden bakar ve nasıl değerlendirir bilemem ama Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunun 52. yılı münasebetiyle düzenlenen törende Başkan Haşim Kılıç’ın yaptığı konuşma, bana göre bir ibret vesikasıdır. Her ağzını açanın diline pelesenk ettiği “Hukuk Devleti” kavramının, hele de son birkaç aydır yaşanan çalkantılarla birlikte ülkemizde ne kadar içi boş bir kavram haline dönüştürüldüğünün, adeta tescili olmuştur bu konuşma. Sayın Kılıç’ın ne kadar inanarak ve samimiyetle söylediğini bilemem ama o konuşma metni içerisinde yer alan üç cümlelik bir bölüm var ki, hukuk ve adalet adına işlevi olan her kurum ve kuruluşun kapısına çerçevelenerek asılmalıdır:
“Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız. Dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer alınmışsa, bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına, aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceğiz. Mahalle baskısı ile yargı mensuplarının görüş, düşünce ve kararlarının etki altına alınma çabaları, adaletin kutsallığına inanmış olanlar için geçerli değildir.”. 
Bazı çevreler, AYM Başkanı’nın bu konuşmasını son günlerin moda tabiriyle çok “Manidar” bulabilirler. Ağustos ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Recep Tayyip Erdoğan’a takılmak istenen bir çelme olarak değerlendirenler olabileceği gibi, bunu bir paralel yapı girişimi olarak lanse edip durumdan yeni bir “Mağduriyet senaryosu” çıkarmak isteyenler de olabilir. Ama kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin bana göre; son zamanlarda değişik çevrelerce dillendirilen değişik ithamlarla zan altında bırakılan ve adeta itibarsızlaştırılan “Yargı ve Adalet” müessesesi adına böyle bir sesin yükselmesi gerektiğine inanıyorum. Bu çıkışın, toplum nezdinde gerçekten de ciddi yara almış ve yitmiş olan “Yargı’ya ve Adalete güven” duygusunu ne ölçüde geri getireceğini elbette zaman gösterecektir. Ancak görünen odur ki; iktidar kanadı, bunu bir nevi “Yürütme- Yargı Savaşı” na dönüştürme eğilimindedir. 
Gerek hükümet adına gerekse tüzel kişilik olarak iktidar partisi olan AKP adına yapılan açıklamalar, bu eğilimi açıkça ortaya koymaktadır. Sayın Kılıç’ın konuşmasının satır aralarında işaret edilen bir takım “Tahakküm ve vesayet altına alma” çabalarını, iktidar sahiplerinin bu açıklamalarında bariz bir şekilde görmekteyiz. Bu tavrı yanlış buluyoruz. Bize göre; zaten had safhaya ulaşmış olan toplumsal bölünme ve ayrışmayı daha da körükleyecek olan yeni bir savaş ilanı yerine, AYM Başkanı’nın konuşmasını yeni bir başlangıç vesilesi haline dönüştürmelidir siyasi iktidar. Taban veya taraftar pekiştirmek adına yeni düşmanlar yaratmayı, yeni komplo teorileri üretmeyi bir siyaset stratejisi haline getirmek, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. 
Bugün yargı; “paralel devlet” ya da “çete” diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Ayakta kalamayan bir yargının da adalet dağıtması mümkün değildir. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak mecburiyetindedir. Sadece sahip olunan makam ve mevkilerin sağladığı güç ve dokunulmazlık zırhına sığınarak, “Ben böyle düşünüyorum” veya “Ben böyle uygun görüyorum” yaklaşımlarıyla yapılan tayin, terfi, azil ve yer değiştirmelerin problemi çözmekten öte daha da içinden çıkılmaz hale getireceği artık görülmelidir. 
Yapılması gereken şey çok açık ve nettir. Eğer öyle bir yapılanma varsa bir an önce delilleriyle ortaya konulmalı ve bünyeden kazınarak atılmalıdır.Ortaya atılan birtakım usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarına karşı anlık bir refleksle, hayali ve faraziyelere dayalı itham ve iddialarla meseleyi çözmek mümkün değildir. Devletin kurum ve kuruluşlarını cemaat, tarikat v.s yapılanmaların yuvalandıkları yerler olarak nitelendirmek, o kurum ve kuruluşlara duyulan ve duyulması gereken toplumsal güven ve itimadı sarsar. 
Ümidimiz odur ki; bu konuda günahkâr olan herkes, günahından döner.
 

Bu yazı toplam 1123 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim