• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Sakarya : -6 °C

Baransu Başbakan'ın Sakarya mitingini sordu

Baransu Başbakanın Sakarya mitingini sordu
Taraf Gazetesi'nin deneyimli yazarı Mehmet Baransu, bugünkü yazısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2010 yılı referandumundan önce Sakarya mitinginde yaptığı açıklamaları gündemine aldı.

"Tarihe imza atmak" isimli yazısında, Baransu şu ifadeleri kullandı:

"Başbakan Erdoğan 2010 yılı referandumundan önce 15 Ağustos'ta Sakarya'da yaptığı mitingde şunları söylemişti, 'Hiç kimse ırkından, siyasi düşüncesinden, inançlarından, dernek, vakıf, sendika üyeliğinden hakkındaki hiçbir özel bilgiden dolayı mağdur edilmeyecek. Bu namaz kılıyor, bu gümüş yüzük takıyor, bunun eşi başörtülü, bu alkol alıyor, bu Alevi'dir, bu Sünni'dir diye hiç kimse fişlenmeyecek.' Sayın Başbakan'a soruyorum; fişleme belgelerine bakın ve hani fişleme olmayacaktı soruma bir açıklama getirin. Nereden nereye Sayın Başbakan."

İşte Baransu'nun o yazısı:

"Türkiye'de Nurculuk ve Fethullah Gülen Eylem Planı" konulu 2004 MGK Kararı da, altında imzası bulunanlar açısından aynı sonucu doğuracaktır. Tıpkı bugün dershanelerin kapatılması yönünde atılacak koyu devletçi adımla ilgili tasarıya imza atacak Bakanlar Kurulu üyeleri gibi.

İrticayla Mücadele Eylem Planı imzaları, Gülen'i bitirme planı imzaları, Dershaneleri kapatma imzaları… Sorumluluk sahibi her kişi attığı imzasıyla anılacak ve tarihte oluşan kırılmalar da hep o imza hatırlanacak.

Atılan imzaların "Bu karar yok hükmünde sayılmıştır" şeklinde savunulması "kağıt parçası" savunması kadar trajiktir çünkü.

Erdoğan'ın savunması da böyle oldu. Devamında ise bu konuda ne bir Bakanlar Kurulu Kararı, ne bir genelge ne de fiili bir adım bulunduğu açıklandı. Ömer Dinçer imzalı belgeler, genelgenin de MGK kararına bağlı adımların da atıldığını net biçimde ortaya çıkardı. Taraf'taki bugünkü fişleme belgeleri ise sözün bittiği yerdi. Hâliyle somut bir soru ortaya çıkıyor:

"MGK'da karar altına alınmış bir metin yok hükmünde sayılabilir mi?"

"Tavsiyeden ibarettir" dense de Türkiye'de "MGK Kararı" denen bir olgu var. "481 Sayılı MGK Kararı" imzalandığı an devletin mekanizmaları harekete geçer. Karara binaen Jandarma, MİT, Seferberlik Tetkik Kurulu, Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi (Psikolojik Harp Dairesi), Dışişleri, Emniyet, Valilikler, MEB Teşkilatları, Adalet ve İçişleri'ne bağlı kuruluşlar gibi "devlet birimleri" gereğini yaparlar.

Nitekim yaptıkları da ortada. Özellikle Genelkurmay'a bağlı birimler, Jandarma, MİT ve Seferberlikçilerin; Nurculuk ve Gülen'e karşı 2004'ten sonra yaptıkları bütün faaliyetlerde bu karardaki iki sayfayı aşkın maddeler ve bağlı olarak oluşturulmuş eylem planlarının etkisi nettir.

Dolayısıyla da o imzayı atan Başbakan bu vebale ortaktır. Bugün dershanelerin kapatılmasıyla ilgili imzayı atanlar da bir vebal ortaklığına girecektir. Aklın, hukukun, eğitimin gerçeklerinin ve vicdanın kabul edemeyeceği bu yasaklamanın sebebinin Gülen Cemaati'ne darbe vurma olduğu nettir. Kimse karnından konuşmasın. Gerçek budur…

Başbakan "2004'ten beri dershanelerin kapatılması gündemimizde" dediğinde akla o MGK kararlarından başka bir şey gelmemektedir ve Bakanlar Kurulu'ndan geçecek kapatma kararı da o MGK'nın ruhunu taşıyacaktır. Bütün camia, muhafazakâr kesim, hatta AK Parti'ye oy vermeyenler bile bunu böyle algılayacaktır ve o imzaya yıllar sonra bakanlar da net olarak bu teşhisi koyacaklardır.

Makamlar, mevkiler gelip geçicidir. Atacağımız adımların, imzaların vebali ise geçmez.

Başbakan'ın MEB'e son dönemde atadığı eğitimci geçmişi olmayan "dört özel kişi", 481 Sayılı MGK Kararı'ndaki ruhu hayata geçirmekle meşgul. Danışman hüviyetli bu kişiler Bakanlığın konuyla ilgili Genel Müdürlerini, birimlerini by-pass edip projeyi hayata geçirmektedirler. Bu hazırlıkta herkesten gizli yürütülüp bir gün ansızın Meclis'e getirilip oldubittiye getirilecekti.

Ülke hiçbir adımda, imzada resmî sorumluluğu bulunmayan dar bir danışman ekibi tarafından yönetilmekte, hükmü onlar vermekte ceremeyi başkaları çekmektedir.

AK Parti, büyük beklentilerle iktidara geldi. Özgürlükçü, reformist, her adımını halka dayandıran bir ruhu vardı. Partiyi kuran ve yücelten kadrolar bu duruşlarıyla kamuoyunun önüne çıktılar. O ruh, ülke danışman ekibi tarafından yönetilmeye başlandığından beri yerini koyu devletçi, tek adamcı, otoriter bir kimliğe bıraktı.

Herkes bir imza bırakıp gidiyor, bırakılan imzalar ya iyi ya da kötü anılma vesilesi oluyor.


NOT: Başbakan Erdoğan 2010 yılı referandumundan önce 15 Ağustos'ta Sakarya'da yaptığı mitingde şunları söylemişti: "Hiç kimse ırkından, siyasi düşüncesinden, inançlarından, dernek, vakıf, sendika üyeliğinden hakkındaki hiçbir özel bilgiden dolayı mağdur edilmeyecek. Bu namaz kılıyor, bu gümüş yüzük takıyor, bunun eşi başörtülü, bu alkol alıyor, bu Alevi'dir, bu Sünni'dir diye hiç kimse fişlenmeyecek."

Sayın Başbakan'a soruyorum; üstteki fişleme belgelerine bakın ve hani fişleme olmayacaktı soruma bir açıklama getirin.

Nereden nereye Sayın Başbakan."

 


Bu haber toplam 1462 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim