• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Sakarya : -1 °C

Bana arkadaşını söyle…

Zihni Açba

Bana arkadaşını söyle…

25 Kasım 2013 Pazartesi ∑ 109


 

Geçtiğimiz günlerde Başbakan ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasında ilginç bir kriz yaşanmıştı. Başbakan’ın öğrenci evleri ile ilgili açıklamalarının ardından gelişen bu krizin, nasıl sonuçlanacağı ciddi ciddi merak konusuydu. Sayın Arınç’a göre Başbakan Erdoğan’la aralarında oluşan çelişkiyi gidermek Başbakan’a düşüyordu ve Başbakan’ın bu çelişkiyi gidermesini beklediğini kesin bir dille ifade ediyordu. Beklentiler, bir hükümet krizinin bile çıkabileceği yönündeydi. Kuzey Avrupa gezisini tamamlayarak yurda dönen Başbakan Erdoğan, konuya dair tek kelime bile konuşmadı. Yapılan ilk Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın ardından gazetecilerin karşısına çıkan Arınç, yüzünde alaycı bir tebessümle; “Beni gördüğünüze şaşırmış gibisiniz. Yoksa başka birini mi bekliyordunuz hükümet sözcüsü olarak?” cümleleriyle söze giriyordu. Orada bulunan basın mensuplarının şaşırıp, şaşırmadıklarını bilemem ama inanın ben hiç şaşırmadım. Zira AKP sözcülerinin, “Dün dündür…” jargonunda Sayın Demirel’i çok gerilerde bıraktıklarını defalarca gördük. 
Bir anda gündeme oturan “Diyarbakır rezaleti” her şeyin üzerini örttü. Ne öğrenci evleri kaldı gündem de ne de Arınç- Erdoğan çelişmesi. Diyarbakır’da sergilenen rezalete dair tek kelime dahi yazmak istemiyorum. Ama o rezaletin önemli bir enstrümanı olarak dillendirilen Ahmet Kaya’ya dair bazı hatırlatmaların yapılması ve hafızaların tazelenmesi gerektiğine inanıyorum. Sahi kimdi bu Ahmet Kaya? Sayın Başbakan’ın; “Sevgili dostum Ahmet Kaya’yı rahmetle yâd ediyorum. Ah diyorum keşke o da burada olsaydı…” diyerek yâd ettiği ve hemen akabinde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “O yaşasaydı sizin yanınızda değil, bizim yanımızda olurdu…” diye çekiştirdiği bu Ahmet Kaya kimdi? 
Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin (MGD) ödül töreninde; “Artık Kürtçe okuyacağım. Kürtçe klip çekeceğim. Bu klipi yayınlamayanlar Kürt halkına hesap vermek zorunda kalacak’ şeklindeki sözleri nedeniyle “Halkı din, dil, ırk ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği iddiasıyla bir günlüğüne cezaevine giren Ahmet Kaya, yurtdışına kaçmış ve bir daha geri dönmemiş. 16 Kasım 2000 tarihinde Paris’te kalp krizi geçirerek ölmüş ve orada defnedilmiştir. Birçok davadan yargılanan ve mahkûmiyeti bulunan Kaya’nın seyir defterinden bazı notlar şöyle;
• MGD’de yaptığı konuşma nedeniyle 6,5 yıldan 13,5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıp beraat etti.
• Temmuz 1999’da Münih’te verdiği bir konserde, “Arabamı şerefsizlerin memleketinde bıraktım” dediği iddiaları günlerce gazetelerde manşet oldu.
• Frankfurt’ta PKK’yı öven konuşması nedeniyle İstanbul 3 No’lu DGM’de 10 Mart 2000’de hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
• 1993 yılında Almanya’da Abdullah Öcalan’ın posteri önünde verdiği konser görüntüleri nedeniyle "Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm oldu.
•Yine Kasım 1993’te Berlin’de verdiği konserde “Dağdaki adamın paraya ihtiyacı var’ dediği için yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık etmekten 4,5 yıl ağır hapisle cezalandırıldı.
• Nisan 1999’da, Almanya’daki konserinde, “Beni de İmralı’ya o saygı değer şahsın yanına koyun” dediği için hakkında soruşturma açıldı.
- Fransa’da verdiği konserde aldığı 4,5 milyar lira yüzünden PKK sempatizanları ile arası açılmış ve PKK’lılar ‘Örgütün adını kullanıp lüks içinde yaşıyor’ diye Kaya’ya tepki göstermiştir. 
İşte Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’da özlemle yâd ettiği ve “Keşke burada olsaydı” dediği dostu Ahmet Kaya hakkında bilinenler bunlar. Kanaatimiz odur ki Sayın Erdoğan’ın uygun zamanı bulduğunda “Keşke” diye başlayan bir cümlede yâd edeceği başka dostları da olacaktır. Şimdilik “Hayallerimi söylüyorum…” diye geçiştirdiği, “Zindanlar boşalacak, dağdakiler inecek…” ifadelerinin de o dostlara bir selam olduğunu düşünüyoruz. Sırası gelmişken hemen ifade edeyim ki; birçoklarının aksine, ben bu dostluğa da hiç şaşırmadım. Ne demiş atalarımız; “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ne diyelim? Allah herkesin gönlüne göre versin. İnanıyoruz ki; herkes, sevdikleriyle birlikte haşrolunacaktır. 
 

 

Bu yazı toplam 921 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim