• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Sakarya : 13 °C

Anlayan beri gelsin

Zihni Açba

Gerçekten de anlayan beri gelsin. Şu son on gün içerisinde ülkemizde yaşananları ve bu yaşananlar karşısında ülkeyi yönetenlerin tavırlarını, özellikle de Sayın Tayyib Erdoğan’ın söylem ve tavırlarını anlayabilene, bu söylem ve tavırlara bir anlam yükleyebilene kelimenin tam manasıyla “Helâl olsun!” demek gerek.
Malûmunuz olduğu üzere geçtiğimiz haftayı “Gezi Parkı’yla yatıp, Gezi Parkı’yla kalkarak” tamamladık. 28 Mayıs'ta Taksim'i Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı'nı yıkmak için başlatılan çalışmaya tepki gösteren küçük bir grubun direnişi tüm Türkiye'ye yayıldı. Yaşanan gelişmeler, baktığınız pencereye göre farklı görünen manzaralar gibiydi. Herkes, kendi baktığı pencereden görünen şekliyle yorumladı hadiseleri ve ona göre tavır takındı.
Bugün 13. günü Taksim Gezi Parkı eylemlerinin. Geride kalan 13 günü bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirdiğimde, adeta kanım donuyor. İnternet aracılığıyla konuya dair ne kadar haber ve video görüntüsü varsa okuyup, izlemeye çalıştım. İşittiğim bir takım sözler ve izlediğim bazı görüntüler, tüyler ürperticiydi.
Bana göre; geride kalan 13 günlük süre içerisinde kırılan, dökülen, yakılan ve meydana gelen maddi zarar ve ziyandan daha büyük yaralar açıldı toplum vicdanında. Olayların adeta başlangıç işareti gibi ortada duran “Şafak vakti baskını” karanlık bir nokta olarak kalmaya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün yetkili makamları, bu operasyonun sorumlularının bulunması için talimat veriyor ama her nedense bulunamıyor bu sorumlular. Benim için bu sorumluların kim oldukları veya hangi görev ve makamlarda bulundukları çok da önemli değil. Asıl önemsediğim şey; bu sorumluların, hangi yüzde ellinin içerisinde yer aldıkları veya sorumlu olarak seçilecek olan kurbanların, hangi yüzde ellinin içerisinden seçileceğidir. Sayın Başbakan’ın hangi kriterlere göre belirlediğini anlamakta güçlük çektiğim faiz lobilerinin oyuncağı olarak sokaklara döküldüğünü ima ettiği yüzde ellinin mi, yoksa Sayın Başbakan’ın ifadesiyle “Evde tutmakta zorlandıkları” yüzde ellinin mi içerisinde yer alıyor bu sorumlular?
Bu yüzdelikçi ayrıştırma, bizim uydurduğumuz veya yakıştırdığımız bir ayrıştırma değil. Bizzat Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın kullandığı bir ifadedir. Çok iyi niyetli düşünmeye çalışıyor ve bu ifadeyi sehven kullandığını, iradesi dışında maksadını aşan bir beyan olarak dile getirdiğini düşünmek istiyorum. Ama bu ülkenin geriye doğru 40 yılı bulan siyasi literatürünü göz önüne getirdiğimde, o kadar iyi niyetli olamıyorum. Çünkü bu geçmişte; namaz kılanları, başörtüsü takanları Cumhuriyet düşmanı ilan eden sahte Cumhuriyetçiler kadar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni vergi verilmez, askerlik yapılmaz bir küfür devleti, bu ülkeyi “Dar’ül harp” olarak gören türedi din istismarcılarını da gördük. Bu sebeple bekledim ve hala bekliyorum ki bu ifadenin, sehven kullanılmış bir ifade olduğu bizzat Sayın Başbakan tarafından açıklansın. Çünkü izahı ve anlaşılması gerçekten çok zor bir ifadedir bu ifade.
Kimlerdir bu “Evlerinde zorla zapt edilen” bu yüzde elli? Hakikaten var mıdır böyle bir kitle? Veya bir başka deyişle bu yüzde ellinin dışında kalan ve Sayın Başbakan’a göre sokağa dökülen diğer yüzde elli kimdir? Sokakta olanların veya sokağa dökülenlerin (bir takım marjinal ve provokasyon amaçlı gruplar dışında), neden sokağa döküldükleri belli. Neyi protesto ettikleri de ortada. Hükümetin bir takım uygulamalarına karşı, demokratik haklarını kullandıklarını düşünüyorlar. Peki, Sayın Başbakan’ın sözünü ettiği bu yüzde ellilik kesimin hangi maksatla sokağa dökülmek arzusunda olduğunu bilen veya anlayan var mı? Ne için sokağa dökülmek istiyor bu insanlar ve Sayın Başbakan bunları zor zapt ediyor? Sokaklarda olduğu söylenen diğer yüzde elliyi yok etmek için mi? Eğer öyle ise, bu milletin fertleri arasına kim sokmuştur bu düşmanlığı ve bu fitneyi?
Bana göre bilerek veya bilmeyerek, kasıtlı veya istem dışı, hangi şekilde söylenmiş olursa olsun bu “Yüzde elli” ayırımcılığı, son günlerde yaşanan olayların toplum vicdanında açtığı en büyük yaradır. İlk belirtisi de; “YOL VER GİDELİM, TAKSİMİ EZELİM!” çığırtkanlığıdır. Umuyor ve diliyoruz ki burada kalır bu gaflet.

Bu yazı toplam 866 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim