• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Sakarya : 6 °C

Adım Adım Üniversite

Merve Yazıcı

Çok büyük anlamlar yüklediğimiz, uzun yıllarımızı uğruna feda ettiğimiz O günü, sadece bir kaç yıl geçmiş olmasına rağmen hayal meyal hatırlıyorum.

İlkokul sıralarımdan itibaren “üniversiteye git, üniversiTE sınavını kazan, üniversİTE oku, üniveRSİTE çok önemli, üniVERSİTE hayatını değiştirir, ÜNİVERSİTE sana rahat bir hayat getirir...” cümleleriyle ben adım adım büyüdükçe, üniversite devleşip benim boyumu aşan, kaldıramayacağım bir yüke dönüşüyordu. Yıllar geçtikçe Üniversiteye dair duyduklarımla “ben ki basit bir insanoğlu, ne haddime o yüce üniversiteyi kazanmak!” diyecek hale geliyordum. Etrafımdan sürekli arkadaşlarımın bana rakip olduğunu, içimizden birilerinin eleneceğini hatırlatıp duran sesler yükseliyor ve bu duyduklarıma rağmen sağlıklı arkadaşlık ilişkileri yürütmem bekleniyordu. Zaten sürekli bir şeyler beklesinler bizden, hiç bıkmadan usanmadan beklesinler. Derslerimiz iyi olsun, arkadaşlarımız doğru olsun, strese girmeyelim, öfkeli olmayalım, hem dershane hem okul için ayrı ayrı çalışalım, hiç bir deneme sınavında düşük net yapmayalım, hiç kimsenin çocuğu bizi geçmesin, ödevlerimizi ihmal etmeyelim, okula devamsızlık filan da yapmayalım. He bir de sakın şu yapmak zorunda olduklarımızın hiç birine isyan etmeyelim. Bizim için hazırlanmış senaryoda oyuncu olarak yıllarca bizden istendiği gibi yaşayalım, tabi buna yaşamak denirse.

Sınava gireceğim gün yaklaştıkça omuzlarımdaki yük iyiden iyiye ağırlaşıyor, küçücük bedenimin gücü tükeniyordu. Etrafımda yükümü paylaşacak birilerini ararken benim adıma senaryomu çizenler , “hayat senin hayatın sorumluluklarının üstesinden tek başına geleceksin” diyerek bir kenara çekiliyor, Sınava girerken yiyip içilebilecek ne varsa nefesine güvendikleri herkese de bir bir okutmayı ihmal etmiyorlardı.

Sınava girişimi hatırlıyorum. Bir kaç öğretmenim, annem, babam, kardeşlerim hepsi arkamdan umut dolu gözlerle bakarken onlara attığım son bakış;  “benden bir şey beklemeyin, yeter, bu iş beni aşar, ben yapamayacağım, girmesem olmaz mı” diyordu. Gözlerimin haykırışlarından anlayan nerdee... Mecburen sessiz sessiz sınıfımın yolunu tutarken benden daha fazla yükün altında ezilmiş olduğunu farkettiğim yüzler görüyordum. Herkesin yüzünde okunan duygular ortaktı, tek fark duygu yoğunluklarıydı. Sınav için sınıfa oturduğumda herkes dua ederken ben yüzlerini inceliyor, bir taraftan da sınava giren herkes dua ediyorsa, dua kabulleri için bir seçme sınavı da orada yapılıyordur diye tahmin ediyordum.

Kendi kendime “üniversite yüceyse yüce, işte sıralarda oturan herkes benim gibi iki elli, iki kollu, iki gözlü, aynı yükle yüklenmiş, aynı korkuları yaşayıp aynı cümleleri işitmiş sıradan öğrenciler” derken sınav kağıtları ne zaman dağıtıldı, ben o soruları ne zaman yaptım, ne zaman sınavdan çıktım hiç farkında değildim. Bir de herkesin “nasıl geçti diyen” cümleleri etrafımı sardıkça, geçiştiren cümleler kurup, kaçacak bir delik arıyordum. Sınav bitti, bütün yük omuzlarımdan dökülecek zannederken işin en zor kısmının sınavdan sonra başlayacağını hiç bilmiyordum.

Sınava hazırlanan bütün öğrenciler üniversite öncesinde en zor kısmın, sınava  hazırlık aşaması olduğunu zanneder. Oysa ki asıl zor ve önemli olan sonuçlar açıklandıktan sonra bir ömür gideceğin yolu belirleyecek olan mesleğini seçmektir. Sınava hazırlanırken tercih etmen gereken hiç bir şey olmadan yapacağın tek iş ders çalışmaktır. Herkes aynı şeyi söyler  “çocuğum ders çalış”. Çalışırsın veya çalışmayıp azar işitirsin karşılaşabileceğin iki seçenek vardır. Oysa tercih dönemi  öyle mi? Ömrü hayatında duymadığın meslekler bir anda “aa bak olur mu bu  geleceğin mesleği ” cümleleriyle karşına çıkar. Öğretmenlerin, annen, baban, akrabaların, arkadaşların herkes  kaşif olur bu dönemde. Sen ne yapacağını şaşırırsın bir onu bir bunu dinler durursun. Tam ellerini başının arasına alıp ne yapacağını düşünürken başka bir kaosçu çıkıp “meslek seçme, üniversite seç” diyerek ortalığı hepten birbirine katar. Hangi mesleği seçeceğini düşünür dururken, meslek mi üniversite mi diye düşünürken bulursun kendini. Elinde üniversitelerin taban puanları gezinir durursun günlerce. En sonunda da zar zor verirsin bu önemli kararı.

Her hangi bir üniversitenin her hangi bir bölümüne gitmek isteyen, barajı geçtikten sonra zaten üniversiteyi kazanmış olur. Asıl mesele üniversiteyi kazanmak değil, asıl mesele bütün hayatını etkileyecek bu önemli kararı verirken, etrafındakilerin sözlerine aldırmadan “ben gerçekten ne istiyorum? İstediğimi zannettiğim o şey beni mutlu edecek mi?” diyebilecek kadar cesur olabilmek. Bu soruların doğru cevabını verebilenler hayata ve kendilerine değer katabilenlerdir. Tercih dönemimde bu soruların içine her batıp, her battığımda da kendime “tatmin olmayacağın bir hayat yaşama ve hatta seni tatmin etmeyecek  bir  hayal dahi kurma ”  diyerek nefes alıyordum.

Sınav puanı kısıtlamalarının da etkisiyle sorularımın cevapları beni Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliğine getirdi. O yüce üniversiteye geldim ve bitti mi? Hayır. Aynı soruları tekrar tekrar sorup tekrar tekrar cevaplayarak dolu dolu tükettiğim üç yılım ve daha tüketeceğim yıllarım var.

Aynı cevaplarla kesişen yollarda görüşebilmemiz ve hayata, kendinize değer katabilecek tercihler yapabilmeniz dileklerime...

 

 

Bu yazı toplam 1845 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
mantıklı adam
18 Haziran 2014 Çarşamba 04:22
04:22
hayatta bir sınav değil mi? her kararın sonunda bir başarı yada hüsran ile karşılaşacaksak eğer, her seçim bir sınavdan ibaret değil mi? çok yerinde ve açıklayıcı bir makale olduğunu düşünüyorum, tebrik ederim. ayrıca bu düşünce tarzının hayatımızda verdiğimiz iyi yada kötü, kolay yada zor her kararda tüm inceliğiyle benimsenmesini yâd ederim. sonuçta söylendiği gibi; "hayat sizin". herkes bir kenara çekildiğinde, kendinizi yalnız hissetmemeniz dileğiyle...
Zeki Akçay
17 Haziran 2014 Salı 02:27
02:27
Sevgili Merve,meslek hayatım boyunca öğrencilerimle en çok paylaştığım ,üzerinde gerçekten çok konuşulması gereken derin bir yaradır bu konu bana göre..Bu samimi,içten ve cesur yazın için tebrik ediyorum seni,çok etkileyiciydi.Lütfen devam et..Sevgiler
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akyazı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0264 418 10 04 | Faks : 0264 418 10 04 | Haber Yazılımı: CM Bilişim